İbn Arabi – Nice Sevgili Azizler

Ibn Arabi - Nice sevgili azizler

Nice sevgili azizler, sinagoglarda ve kiliselerde!
Nice nefret dolu düşmanlar, camilerin safında!
İbn Arabi

Abdelwahab Meddebİslam’ın Hastalığı‘ndan
[İbn Arabi, Et-Tecelliyet et-İlahiyya, s. 458, yay. Osman Yahya, Tahran, 1988.]

 

Tagged with: , , , , , , , , , , , , , , ,
görsel kategorisinde yayınlandı

Jafar Panahi – Badkonake Sefid

Jafar Panahi - the-white-balloon beyaz balon

Jafar Panahi – Badkonake Sefid (Beyaz Balon)

Çocukların/çocukluğun saf/temiz dünyasına dair film.

Tagged with: , , , , ,
Filmler kategorisinde yayınlandı

Başlangıç

İnternet kullancıları çeşitli kriterlere göre 3,4,6,7,8.. tipte olabiliyormuş. Forrester Research (kimse, neyse artık) kullanıcıları altıya ayırmış:
1- Kreatörler: İçerik oluşturucular. Oradan buradan bir şeyler bulup birleştirip yayınlar da buna dahil galiba. Blogcular, uploadcular, yazanlar, ukelalar, narsistler, paylaşımcı melekler…

2- Değerlendirmeciler: Kreatörlerin derlediklerini/hazırladıklarını yorumlayanlar, cevaplayanlar,  -ve belki de- küfredenler. (“Yönetici kardeş komikmiş” derler mesela. Yöneticinin muhtemelen saçmalamalarına yönelik olarak.)

3- Arşivciler: Bir gün lazım olur diye ıvırı zıvırı oraya buraya toparlayanlar, ıvır zıvır derleme uygulamalarını kullananlar.

4- Sosyal medyacılar. “Aa yeni bir uygulama, hemen profil açmalıyım”cılar.

5- İzleyiciler: Okurlar, izlerler, Internet’i tüketirler.

6- Pasifler: e) hiçbiri

neyse altta orijinal grafik var (Burada yediye ayrılmış)

internet kullanici tipleri

Aslında şurada güzel güzel anlatmışlar. Şurada da bir grafik daha var. Şurada da yedi grup. Burada beş grup. Alışveriş yapanların sınıflandırılması beş sınıf. Başka bir yere göre sekiz sınıf…

özet: 1.eylemsizler / 2.izleyiciler / 3.katılımcılar / 4.kolektörler / 5.eleştirmenler / 6.içerik yaratanlar

Değerlendirme kriterlerine, yaklaşım parametrelerine göre türlü türlü sınıflandırmalar yapılmıştır/yapılabilir. Daha da detaylandırılarak on çeşit, yirmi çeşit kullanıcı tipi oluşturulabilir. Kriterler ve değerlendirmeler nasıl olursa olsun şu bir gerçek ki internet kullanıcıları bireysel anlamda bir grubun içinde ya da birkaç grubun kesişim kümesindeler.

Tüm bunlar da nesi? Şöyle ki kullanıcı tipleri arasında geçiş yapmaya karar verdim ya da dahil olduğum kullanıcı tipleri arasına bir de blogculuk (blogerlık?) eklemek istedim. Daha önce kullanma girişiminde bulunduğum blogu tamamen silmişim. Geri alamadım. Aslında almak da istemedim. Burada hazır blog var. Yamanayım araya işte. Değil mi anka?

Kim uğraşacak blogla. Ama yazmak da istiyorum galiba. Bir insan neden yazmak ister? Boş beleş olması muhtemel cümlelerin bilincinde olmaya rağmen neden yazmak? Sorular artırılabilir. Ardı ardına yeni sorular doğuran bu soruların cevaplanması, cevaplanmaya çalışılması için daha çok “post”/”blog yazısı” yazılabilir/yazılacak gibi.

..ve başka sorular. Senin yazdıklarını neden umursayayım? Bana bende olmayan ne sunacaksın? Duygu yoğunluğundan kaynaklanan arabesk ağlaklıklarını mı dinleteceksin? Abuk sabuk saçmalıklarına mı beni maruz bırakacaksın? Çok orijinal sandığın ama aslında milyonuncu kez dile getirilen bir nakaratı mı tekrar edeceksin?…

Yazmak cesarettir. Belki yiğitçe bir cesaret belki de budalaca bir cesaret. Ama yazmak isteyip de yazamamak korkaklıktır. “Ne derler sonra?”

“Ne derler?” Bir üçüncü dünya ülkesinde doğmuş, gelecekte bir sürünün (a sürüsü, anti-a sürüsü, a+ sürüsü, b sürüsü…) üyesi olması beklenen bir bebeğin büyüdüğünde meşru/legal/ahlaki olmasına rağmen tanımlayamadığı korkularının tezahürü: ne derler? “Ya saçmalarsam”

Ya da kitlesel atalet. Ya da x, y, z..

90’lılar daha cesur sanki. Daha korkusuz. (Öncekiler gibi üzerlerine yapıştırılmış birtakım etiketlerin esiri olmaktan daha bir uzaklar. Başka yazı konusu bu. Yine 90’lılar sonrasında görülen narsizm kaynaklı cesaret konusu da var. O da sonra..)

Yazılar, yazılar, yazılar.. Geçenlerde bir blogu inceledim ve “sen de yazsana” dedim. (Aslında öncesinde başka bloglar da var) O çocuk gibi temiz (Çocuk da değil pek, genç) onun kadar içten/samimi/yapmacıksız, onun kadar korkmadan/cesurca yazabilir miyim, bilemem ama, denemeliyim.

En kötü zamanlarımda bile kelimelerin içimde kabardığını hissederdim. Ve onları kağıda dökmem gerekirdi……yoksa ölümden daha beter bir duygunun üstesinden gelmek zorunda kalırım. Kelimeler kıymetli değildirler, ama bir o kadar da gereklidirler..” Factotum filminden

“Yalnızca “çabalamaya değmez” demektir kendini öldürmek.” Albert Camus – Sisifos Söyleni‘nden

Bir zamanlar “Böyle, hoyratlığın geçer akçe olduğu yerde/dünyada yazmanın ne anlamı var” deyip yazmayı bırakmıştım [Dağlara küsen tavşan mı acaba]. Şimdi 90’lılara özenerek, onlardan gaz alarak burada yazmaya çalışacağım. Dilim döndüğünce. Burada ilticam reddedilmediği müddetçe. Çabalamaya değer sanırım.

“Korkudan yapmadığımdan değil, yaptığım bir şey için pişman olmak isterim.” London filminden

Yazmama/yazamama pişmanlığındansa, kötü yazma pişmanlığı tercih edilebilir. [Hem nedir bu kasıntılık? Korkaklık. Öncesinde de dediğim gibi, sonrasında da bahsedeceğim gibi; Korkular. Mükemmeliyeçilik kılıfındaki obsesiflik.. Cesaretsizlik.. Kötü yaz. Ne olacak? Yabancı mı var. Sanki sınavda.]

– Sen kimsin? Ne ayaksın? Ne bu böyle?
– Anlatacağım. Bekle hele.

Yorum kategorisinde yayınlandı

Wendy Brown – Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik

Wendy Brown - Yukselen Duvarlar Zayiflayan Egemenlik

Wendy Brown – Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik

  • Devletlerin ürettiği korku ve tehdit söylemleri, tebaaların duygularını yansıtır, sorgular ve düzenler.
  • “Sınırda bana 15 metre yüksekliğinde bir bariyer gösterirseniz, ben de size 15.5 metrelik bir merdiven gösteririm, olur biter.” ABD Ulusal Güvenlik Bakanı Janet Napolitano
  • Egemen devlet, egemen toplumsal özneyi tam da kendini var etmek için egemenliğine el koymak suretiyle üretir ve güvenceye alır.

Berlin duvari yikiliyor

  • Duvarlar kullanılan teknolojilerde, maliyette, toplumsal örgütlenme düzeyi, hadiselerin ve dışarıda tuttuklarını iddia ettikleri şeylerin anlamlarında bir çoğalma ve artışa yol açıyor olsalar bile, engelleme aracı olarak başarısızdırlar. ABD Göç ve Gümrük Bürosu’ndan bir yetkilinin de özetlediği gibi, “Balonu sıkıştırmak gibi bir iş bu. içindeki hava ne yapıp yapıp dışarı çıkacaktır.”
  • Kuzey Amerika’da sınır tahkimatına harcanan paranın madde bağımlılığı tedavisine harcandığı takdirde, uyuşturucu talebinin azaltılmasında kat kat fazla verim alınabileceğini ortaya koymaktadır, zira sınır tahkimatının başlıca etkisi uyuşturucu fiyatlarını artırmaktır. Ne var ki Kuzey Amerika’daki uyuşturucu piyasasını yaratan toplumsal sorunlara eğilen politikaların uygulanması şöyle dursun, uyuşturucu rehabilitasyon faaliyetleri bile pek rağbet görmemekte, duvarlar ve gösterişli yakalama operasyonları siyaseten daha çok alıcı bulmaktadır.

israil filistin duvari graffiti

Tagged with: , , , , , , , , , , ,
Genel kategorisinde yayınlandı

Richard Bach – Martı Jonathan Livingston

Richard Bach - Marti Jonathan Livingston

Richard Bach – Martı Jonathan Livingston

  • Martı Jonathan Livingston sıradışı bir kuştu. Çoğu martı sırf yiyecek bulmak, sahilden ayrılıp tekrar-geri dönebilmek için uçar. Bunun dışında bir şey öğrenmek için uğraşmazlar, öğrenmek istedikleri bir şey yoktur. Onlar için uçmanın tek anlamı, karınlarını doyurabilmektir. Oysa Martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil uçmaktı. Martı Jonathan, uçmayı büyük bir tutkuyla seviyordu.
  • Yaşadıkları Martı Jonathan’a, bir tüy ve kemik yığını değil, kusursuz bir uçma ve özgürlük fikriyle donatılmış, hiçbir şeyle sınırlandırılamayacak bir martı olduğunu öğretmişti.
Tagged with: , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Olivier Roy – Küreselleşen İslam

Olivier Roy - Kuresellesen Islam

  • İslamcıların toplumsal ve ekonomik projeleri yoktur. Aslında, İslamcılık iktidara geldiğinde muhafazakârlaşmakta ve bir noktada yeni-fundamentalizmle birleşmektedir, öyle ki ahlak sorunu merkezi bir hale gelmektedir. Öyleyse İslamcılık kendini geniş ölçüde Batı’nın kültür emperyalizmine tepki olarak tanımlamakta, ama tepkisellikten başka bir kültür modelinin taşıyıcısı olamayıp, sonunda kültürle ahlak zabıtalığını birbirine karıştırmaktadır.
  • İslamcılar tarafından devlete aşırı değer atfedilmesinin sonucu, demokrasinin hiçbir biçimde benimsenmemesi durumunda bile, dinin değersizleşmesi olmuştur: Çünkü siyasal eylem şiddeti de getirir; el altından uzlaşma değilse de tavizi getirir; iktidarın bildik pratiklerini, hatta yolsuzluğa düşüşü getirir. Kısacası, İslamcıların iktidardaki icraatlarına bakarak İslam’a değer biçilmesi riski vardır. İslamcılık, yolun sonunda diğer ideolojilerin de karşılaşmış oldukları tanıdık bir soruyu sordurur: İstediğimiz gerçekten bu muydu?
  • Kimileri tarafından adına cihat ilan edilen şey, gerçekten İslam’ın ülküsü müdür? Adına savaşılan şey, siyaset köprüsünden geçerken yitirilmemiş midir? Hem yeni hem nihai bir düzen (îslami devrim, “îslami düzen”) kurma iradesinin çıktığı her yerde görülen ya herro ya merro oyununda -ki bunun da doğal sonucu, bizimle beraber olmayan herkesin dışlanmasıdır-, İslam’ın evrenselliği yitirilmez mi?
  • İslamcılar siyasal alanda dinsel ifade tekelini asla ele geçirememişlerdir: Yani İslam’dan yana çıkan örgütler de bireyler de onlara açık çek vermeyi reddetmektedirler.
  • Kökendeki kültürün dışında, bir müslüman müziği, bir müslüman mutfağı, bir müslüman edebiyatı düşünülebilir mi? Bu unsurların her birinin genel olarak hiçbir müslümanlığı olmayan belirli bir kültüre atıfta bulunması anlamında, hayır. Lübnan mutfağı müslüman olduğu kadar hıristiyandır da; ve Fas mutfağından farklıdır. Türk ve Ermeni mutfakları arasında, Türk ve Fas, vb. mutfakları arasındakinden daha fazla bağ vardır. Eğer bir müslüman göstergesi aranıyorsa, o zaman İslami olmalıdır: Örneğin helal et özelliği. Ama son derece çeşitli mutfaklar “helallik” kıstasına cevap verebilir: Bir hamburger helal olabilir ve çeşitli kökenlerden yoğun bir müslüman nüfusu barındıran mahallelerde, helal et satan bir fast-food bir kuskus lokantasından daha iyi işleyecektir.
  • Çatışan entelektüel ve din âlimi çehreleri de birbirine karışmaktadır: Özel medrese ağlarının gelişmesi ve üzerinde çalışılmamış dinsel bilginin yeni medya araçları tarafından kabalaştırılması, birçok gencin kendilerini din âlimi zannetmelerine yol açmaktadır. Fakat bunların yöntemi entelektüelce değil ulema usulüncedir, yani eleştirel değil dogmatik bir bilgiye atıfta bulunmaktadırlar.
  • Görünümlerdeki yeniden İslamileşme hiçbir şekilde İslam’a uygunluğun teminatı değildir ve bir göz boyama olabilir. Gerçekte, İslamileşmenin göstergeleri artık ille de hakikaten İslami bir durumun ifadesi değildirler ve başka stratejilere tekabül edebilmektedir. İslamileşmenin kaideleri birbirine karışmaktadır: Örtünen kadın artık ille de edepli ya da faziletli değildir; örtünün altında baştan çıkarıcılık, boya, moda, çıkmalar, hatta fuhuş oyunları oynanabilmektedir. “İslami moda” mağazaları, Kahire’de de Türkiye’de de, giysilerin İslamileşmesinin ille de tesettür anlamına gelmediğini göstermektedir.

tamamı

Tagged with: , , , , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Ahmet Ümit – Bab-ı Esrar

Ahmet-Umit---Bab-i-Esrar

  • Her varoluşun bir anlamı, bir gereği vardır. Çoğu zaman mesele Tanrı’nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı, âlimler bilimi görür, cahiller mucizeyi.
  • Din diye bildikleri küfürdü. İbadet diye bildikleri günah, insan eti yiyorlardı, insan kanı içiyorlardı, üstelik bunu Allah adına yapıyorlardı. Din zannettikleri, kitapta yazılanları harfiyen yerine getirmekti, sanki yaradanın gönüllü kölelere ihtiyacı varmış gibi. İbadet zannettikleri hoşgörüsüzlüktü, sanki Yaradan nefretten hoşlanırmış gibi. İnanç zannettikleri onların kurtuluş garantisiydi her iki cihanda.
Tagged with: , , , , , , , , , , ,
Genel kategorisinde yayınlandı
Sayfalar

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 228 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: