İsmail Cem – Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi

Ismail Cem - Turkiye'de Geri Kalmisligin Tarihi

  • Türkiye ile öteki geri kalmışlardan herhangi birini yan yana koysak, arada tarihin ve kültürün yarattığı büyük bir farklılık olacaktır. Ancak, geri kalmışlığın incelenmesinde, toplumun tarihi gelişme sürecinde aldığı yol ve başlangıç noktasıyla vardığı yer önemlidir. Bu açıdan, Türkiye bir Mozambik’ten, Kongo’dan, Guatemala’dan çok daha geri kalmıştır. Çünkü Mozambik her zaman aynı Mozambik olmuştur. Kongo aynı Kongo, Guatemala aynı Guatemala. Türkiye ise belirli bir dönemde öteki ülkelerle kıyaslandığında en ileri bir noktada gözükmektedir. Sonra gerilemeye başlamış, gerileye gerileye günümüze, aynı kıyaslama yapılınca çok arkada gözüken bir yere varmıştır. Yani, kavramın dinamik anlamıyla, tam bir geri kalmış ülkedir.
  • Ulemanın yozlaşması sonucunda bir zamanların göğüs kabartıcı düşünce ve vicdan hürriyeti, yerini koyu taassuba bırakıyordu. Tarihçilerin belirttiğine göre, iktidardakilerin fikrine aksi görüş savunanların kâfir olduklarına dair bu dönemde fetvalar alınıp verilmiş, muhalifler ‘zulüm ve tedhişe maruz kalmış’; uğursuz oldukları gerekçesiyle vezirler görevden uzaklaştırılmıştır…
    Bu ters gelişim zamanla imparatorluğun temel direklerinden bir diğerini, din hürriyetini de zedelemiştir: Oysa, tam deyimiyle yetmiş iki milleti bir araya toplayıp yöneten Osmanlılarda din ve ırk ayrıcalığı gütmek, imparatorluğun imparatorluk niteliğine aykırı düşmekte, bölünmeleri adeta teşvik etmektedir. Bu yanlış tutum ‘Ben Hıristiyanım’, ‘Ben Arabım’, ‘Ben Arnavutum’ gibi düşüncelerin ‘Ben Osmanlıyım’dan öne çıkmasını kolaylaştırmış, ilerdeki parçalanmaların ortamını hazırlamıştı.
  • Köylünün, Prof. Turan Güneş’in deyimiyle “müşahhas hürriyet anlayışı” vardır ki, bunun ölçüsü günlük hayatındaki maddi olanaklar ve dört yılda bir kullanmaya alıştığı seçme hakkıdır, ‘Hâkim teminatı’, ‘çift meclis’, ‘tedbirler kurumu’, ‘anayasanın çiğnenmesi’ gibi kavramlar, çoğunluğun indinde anlamsızdır.

Tamamı için tıklayınız

Tagged with: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Oğuz Atay – Bilseydin

Oguz Atay - BILSEYDIN nasil dikkatli bakardin

“Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: “Buraya kadar!” dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencerede görünen hiçbir ağacı, hiç bir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin.” Oğuz Atay

oguz-atay-tutunamayanlar

Tagged with: , , , , , ,
görsel, Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Neil Postman – Televizyon Öldüren Eğlence

Neil Postman - Televizyon Olduren Eglence Gosteri Caginda Kamusal Soylem

  • Walter Lippmann 1920′de şu satırları yazıyordu: “Yalanı ortaya çıkaran bir araca sahip olmayan bir topluluk özgürlüğe kavuşamaz.”
  • Her türden tiranlar, hoşnutsuzluğu yatıştırma aracı olarak kitleleri eğlenceye boğmanın yararının her zaman farkında olmuşlardır. Ancak tiranların çoğu da kitlelerin eğlendirici olmayan şeylere aldırış etmeyecekleri bir durumun doğacağını rüyalarında bile göremezlerdi. Bu yüzden tiranlar sansüre hep bel bağlamışlardır ve hâlâ da bağlamaktadırlar. Sansür, her şey bir yana, tiranların, bir halkın ciddi söylem ile eğlence arasındaki farklılığı bildiği -ve buna özen gösterdiği- varsayımına ödedikleri borçtur. Geçmişin bütün kralları, çarları ve führerleri (ve günümüzün komiserleri), her türlü politik söylem bir jest biçimini aldığı zaman sansüre gerek kalmayacağını bilmiş olsalardı sevinçten deliye dönerlerdi.
  • Televizyon reklamıyla ürünlerin değerli bulunması değil, tüketicilerin kendilerini değerli hissetmeleri amaçlanmaktadır; yani şu anda işletmecilik işi sahte bir terapiye dönüşmüş durumdadır. Tüketici, psikodramalarla yatıştırılan bir hastadır.
  • [Tepki olarak televizyon kapatma eylemleri yapılmasına dair] Bir aylık düğme kapatmanın ne yaran olacaktır? Bu, ucuz bir bedel, deyiş yerindeyse bir kefarettir. Farmington’daki insanlar cezalarını çekip tekrar asıl meşgalelerine geri döndüklerinde ne kadar rahatlamış olmalıdırlar.

tamamı için tıklayınız

İlişkili kitaplar: George Orwell – Bin Dokuz Yüz Seksen DörtAldous Huxley – Cesur Yeni Dünya

Sıradaki Kitap: İsmail Cem – Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi

Ismail Cem - Turkiye'de Geri Kalmisligin Tarihi

Tagged with: , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Star Wars 2/6 – Attack of the Clones

Star Wars 2 - Attack of the Clones

  • - Kloncular Senatör Amidala suikastına karıştı mı acaba?
    - Hayır. Görünür bir neden yok.
    - Tahminlerle çıkma yola. Boşaltmalısın zihnini istiyorsan bulmak gerçek kötüleri, suikastın ardındaki.

http://ankakedisi.com/filmlerden/george-lucas/ii-attack-of-the-clones/

Tagged with: , , , , , , ,
Filmler kategorisinde yayınlandı

Hasan Kıraç – Birleşen Gönüller

Birlesen Gonuller - Nazi Subayi

  • Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir / Bir insanı kurtarmak da bütün insanlığı kurtarmak gibidir.
    • ["Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır." Maide Suresi, Ayet 32]

http://www.imdb.com/title/tt4148400/

http://ankakedisi.com/filmlerden/hasan-kirac-birlesen-gonuller/

Tagged with: , , , , , , ,
Filmler kategorisinde yayınlandı

Adam Curtis – The Century of the Self 4/4

kalabaliklar

  • İçten içe Bernays gerçek demokrasinin hiç işe yaramayacağına inanıyordu. Amcasının (Freud) insan doğasıyla ilgili düşünceleri bunda etkili olmuştu. Freud’a göre bireyler bilinçli düşenceler ile değil, ilkel bilinçdışı arzu ve hislerle hareket ediyorlardı. Ve Bernays bu nedenle, kitlelerin kendi hayatlarını, kendilerinin kontrol etmesini çok tehlikeli görüyordu. Ve tüketicilik fikri insanlara kontrol illüzyonunu sağlarken elitlerin de topluma yöneticilik yapmasına izin veriyordu. İşler insanların kontrolünde değil, insanların arzuları kontrolde demekti bu. İnsanların sorumluluğunda değildi işler. Bu alanda, insanların karar verme gücü yoktu. Yani demokrasi aktif vatandaşlık varsayılan bir şeyin şimdiki toplumun pasif tüketiciler olması fikrine dönüştürülmesidir. Öyle ki halkın asıl istediği, sizden onlara köpek maması vermenizdir.

4/4. bölüm tamamı

Tagged with: , , , , , , , , , , , ,
Filmler kategorisinde yayınlandı

Engin Akçay – Erkan Ertosun – Mahmut Akpınar – Dini Jeopolitik Yaklaşımıyla Ortadoğu

Engin Akcay Erkan Ertosun Mahmut Akpinar Dini Jeopolitik Yaklasimiyla Ortadogu

  • Orta Doğu, insanlık tarihine şahitlik eden özelliğiyle son derece zengin bir tarihsel, kültürel ve siyasi ve dini mirasın zeminidir. Bu zemin, tarih boyunca pek çok medeniyet güzelliğine sahne olduğu kadar rekabetin, gerilimin ve savaşın da en şiddetli örneklerine tanıklık etmiştir. Bu kadim coğrafyada, yüzyılların birikimini dikkate alan ve birlikte yaşama kültürüne değer veren yönetimler olduğu sürece huzur hâkim olmuştur. Aksi halde dini jeopolitik, Henry Adams’ın siyaset tasvirinde belirttiği gibi kolayca “nefretin sistematik organizasyonuma dönüşebilen bir karakteristiği de haizdir. Zaten farklılıkları önceleyen her politik yaklaşım bölgeyi kaosa sürüklemiştir.
  • Tarık Ramazan, General el-Sissi’nin kendinden önceki liderler Sedat ve Mübarek ile aynı yöntemi uyguladığını, yani fitnelerle kendilerinin lüzumlu hale getirdiğini iddia etmektedir. Bu liderler aynı zamanda Batı’ya iyi görünmek için Orta Doğu’daki Hıristiyanlığın koruyucusu olduklarını göstermeye çalışmışlardır. Böylece Orta Doğu’daki otoriter rejimlerin dini azınlıklar üzerinden dış ülkelere karşı İslam’ı kullanarak devlet-halk içinde popülarite kazanmaya çalışmışlardır. Mısır’da hem Mursi hem de el-Sissi taraftarları sıkça İsrail konusunu işlemiş ve karşı tarafı destekleyenlerin Yahudiler olduğu göstermeye çalışmıştır. [http://tariqramadan.com/english/2013/08/10/egypt-a-tissue-of-lies/]
  • 1967 savaşının nedeni, Nasır’ın bozulan ekonomi ile erozyona uğrayan prestijini Arap milliyetçiliği ve Kudüs üzerinden düzeltmek istemeye çalışmasıdır. İsrail’e karşı kazanılacak olası bir zafer Başkan Nasır’ın iç politikada konumunu güçlendirecek ve yükselen muhalif seslerin kesilmesine neden olacaktı. Bunun yanında Arap dünyası üzerinde Mısır’ın ve dolayısı ile Nasır lider konumu da sürdürmüş olacaktı.
    Savaş sonrasında Arap koalisyon güçleri İsrail ordusu karşısında büyük bir yenilgi almıştır. İsrail’in Mısır başta olmak üzere, koalisyon devletlerinin askeri hava üslerini ani baskınlar sonrasında yok etmesi savaşın altı gün 45 gibi kısa bir sürede sonuçlanmasını netice vermekle kalmadığı gibi sınırların da yeniden çizilmesine neden olmuştur. Ürdün Nehri yeni israil – Ürdün sınırı olurken, Sina Yarımadası israil kontrolüne geçmiş ve Süveyş Kanalı yeni israil – Mısır sınırı olmuştur, israil, Suriye’nin elinde olan Golan Tepeleri’nin kontrolünü de ele geçirmiştir. Kısaca İsrail topraklarını dört kat arttırırken, Arapların elinde Filistin topraklarının % 21 kalmıştır. Savaşın en önemli sonuçlarından birisi de Filistin mülteci sorunu olmuştur. 1967 savaşı sonrası Filistin sorunu kronik bir hal alarak günümüze kadar uzanmıştır.

tamamı için tıklayınız

Tagged with: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı
Sayfalar

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 64 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: