Hatem Ali – Farouk Omar

Farouk Omar - TV Series - Dizi Film

Yapımcı: Katar Televizyonu ve MBC Grup
Yazar: Dr. Walid Saif
Yönetmen: Hatem Ali

http://www.imdb.com/title/tt2063241/

1. Bölüm

[Kavimler arasındaki kararsızlık durumuna binaen]
- Hepimiz Arapların en şerefli kavmi olan Kureyş’ten değil miyiz?
+ Öteki Araplarla karşı karşıya geldiğimiz zaman öyledir. Herkes kabilesine döndüğü zaman eşit değiliz.

———–

[Genç Ömer kontrolündeki develere dair anlatır]
“Açık hava insana zihin açıklığı keskin görüş temiz kalp yumuşak huy verir. Develere gelince onları benim gibi idare etmenin iyi bir beceri ve siyaset gerektirdiğini bilirsin. Çok geçmeden onları tek tek tanırsın. Her birinin başka bir mizacı başka gereksinimleri ve gücü vardır. Sürü halindedirler ama birbirlerine benzemezler. Bunun bilincinde olursan hepsini bir sürü olarak yönetir ama teker teker bakımlarını yaparsın kendi evlatların gibi şefkatli davranırsın. Eğer bu develer için geçerliyse insanlar için daha da geçerlidir. Sorunlarını gideren bir liderleri yoksa hayatları gelişmez. Yoldan çıkan yok olur. Sürüden ayrılanı kurt kapar. Birlik olmayı başarırlarsa her birinin bir kişiliği, bir aklı bir yolu ve bir kaderi olur. Kimse kimsenin yerini tutamaz. Böyle olmasaydı kimse kimseye muhtaç olmazdı. Kimse  kendinde olmayanı başkasından istemezdi. Böylece birlik olmaları onları tek tek korumuştur. Aralarındaki farklılıklar da birlik olmalarını sağlamıştır.”

———–
Zulme uğramak istemeyen başkalarına da zulüm etmemelidir.

2. Bölüm

Umutsuzluk iki yokluktan biridir. [diğeri ölüm]

Akıllı köle mızraklı köleden daha tehlikelidir.
—-

[Aristokrat yöneticilerden birine değil de güçsüz birisine peygamberlik gelmesine binaen]

- Ebu Talip’in evlatlığı peygamber mi? Ve bana yani amcasına da O’na itaat etmek düşüyor?
+ Sen peygamberliği O’ndan daha çok hak ediyorsun.
- Evet, ben O’ndan daha çok hak ediyorum. Ve bu da O’nun yalancı olduğunun kanıtıdır. Peygamberliği gerçek olsaydı peygamberlik O’na değil bana düşerdi.
———
“Güneş’i sağ eline Ay’ı sol eline koysalar bile vazgeçmeyeceksin. Ne istiyorsan onu söyle. Yoluna devam et. Ne istiyorsan onu yap. Vallahi her ne pahasına olursa olsun sonuna kadar seninleyim! Dünyanın bütün hazinelerini versen, bütün askerlerini ona karşı toplasan bile razı olmayacağını biliyordum. Eğer şimdi söylediklerinden başka bir şey söyleyip razı gelseydi kendini yalancı çıkarırdı. Hangi adam Allah’ın resulü ve peygamberi olduğunu söyleyip de sonra istediğini seçer? Düşmanlarından korunmak için ister gider ister davasından vazgeçer. Ama o memur olduğunu biliyor.” Ebu Talip
———–
Bir adamın saygınlığı yaşı veya mal varlığıyla değil aklı, görüşü ve dili ile belirlenir.
4

Ben öleceğimi bilsem onlara hakaret etmek istemem. Bu bize yasaklanmıştır. Şüphesiz ki Resulullah bize doğru yolu göstermek, müjdelemek hikmet ve iyi öğütle uyarmak için gönderilmiştir. Sonunda herkes Allah’a dönecek. Sen, Mesud’un oğlu, Kuran’ı en iyi bilensin. Allah’ın şu kelamını nasıl unutursun? “Allah’tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah’a söverler Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık, O, ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.” Allah ve Resulü doğruyu söyledi.
—————-
En mutsuz insan, insanlar arasında hakemlik yapandır.
————
- Ey Kureyş topluluğu! Kabe’yi ziyaret etme mevsimi geldi. Arap heyetleri buraya akın edecek. Arkadaşınızın olayını duymuş olmalılar. Aynı görüş etrafında toplanalım. Anlaşmazlığa düşmeyelim ki birbirimizi yalancı çıkarmış olmayalım. Sen, Ebu Abdi Şems, Muhammed ile tartıştın ve onu dinledin. Sen ne söyleyelim dersen, biz de onu söyleriz.
+ Hayır, hayır. Siz söyleyin ben dinleyeyim.
– Kahin diyelim
++ Hayır! Vallahi, o kahin değildir. Biz, çok kahin gördük. Onun söyledikleri, kahinlerin uydurduklarına hiç benzemiyor.
– Delidir, diyelim.
++ Deli de değildir. Delilik alametlerini biliriz. Ne hareketleri, ne krizleri ne de vesveseleri var.
– O zaman şairdir diyelim.
++ Hayır! O şair de değildir! Biz şiiri de biliriz. Kelimesini, kafiyesini, her şeyini biliriz. Onun okudukları şiire hiç benzemez.
– Büyücüdür, diyelim.
++ Büyücü, diyelim.
– Büyücü de değildir. Biz, büyücüleri ve yaptıkları büyüleri gördük. Onda büyüden eser yoktur.
- Ne diyelim peki Ebu Abdi Şems?
+ Vallahi, onun sözleri tatlı. Onun sözleri yumuşak. Kökleri sağlam ve bol meyve veren hurma ağacı gibidir. Onun hakkında ne söylesek halk bizim sözümüzün yalan olduğunu anlar. Arapların yanına çıktığımızda Muhammed’in sözlerinin tatlılığını övecek olursak sonra nasıl onu yalanlamalarını isteyeceğiz?
- Bu nasıl olur Ebu Abdi Şems?
- En iyisi ona büyücü diyelim. Büyücü. Büyülü sözlerle gelmiş. Evladı babasından, insanı kardeşinden ve eşinden ayıran sözlerle. Söyleyin bana. Doğru muyum? Yani Arapların yanında onu tarif etmek için büyü yalanından başka bir şey bulamadım. Vallahi O’nun sözleri; insanı babasından, kardeşinden, eşinden ayıran tatlı sözlerdir.
———–
+ Bugün Muhammed hakkında söylediklerinden dolayı belki kendinle gurur duymuşsundur. Allah şahit ki sen Kureyş’in en fasih insanısın. Ancak belagat ya sahibinin lehine kanıttır ya da aleyhine. İki ucu keskin bir kılıçtır. Ya bir zulmü def edersin ya da zulme sebep olursun.
- Zalim olmak budur, baba. Oğlunun, senin sözünden çıkması değildir. Bugün Muhammed hakkında söylediklerin hak ve gerçeğe aykırıdır. Dilin anlaşılmaz ama dürüst olması, fasih ama batıl olmasından daha hayırlıdır.
- Sen Muhammed’i sahabesi gibi savunuyorsun. Onunla sohbet mi ettin, Abdullah? Yoksa atalarının dininden dönen Ebu Huzeyfe bin Utbe ve kız kardeşin Sehle’yi mi dinledin? Eğer yaparsam, bunu ilk öğrenen sen olursun ve umurumda olmaz. Bu sözler nerden geliyor peki?
+ Sizden. Senden. Küçüklüğümüzden beri onun için hep Muhammed-ül Emin dediğinizi duyardık. En iyi, en merhametli, en dürüst kişi olduğunu söylerdiniz. Sonra bir gün baktık ki onun için büyücü ve yalancı demeye başlamışsınız. Bugün size inanırsak, dününüzü yalanlamış olacağız. Dün de bugün de bize inanmalısın. Bu mümkün değil.

“Ey Muhammed. Sen mi hayırlısın yoksa deden Abdülmuttalib mi? Eğer onların senden daha hayırlı olduğunu kabul ediyorsan onlar senin ayıplamakta olduğun ilahlara tapıyorlardı. Eğer onlardan daha hayırlı olduğunu iddia ediyorsan haydi konuş da dinleyelim. Vallahi, milletine senin kadar uğursuz olanı hiç görmedik. Birliğimizi böldün, durumumuzu perişan ettin. Dinimizi ayıpladın. Vallahi, gebe bir kadının çığlığına benzer bir şey bekliyoruz ki yok olana kadar birbirimize karşı kılıçlarla savaşalım. Ey adam! Mal elde etmek istiyorsan malca en zenginimiz oluncaya kadar aramızda mallarımızdan toplayalım! Mülk istiyorsan seni kendimize kral yapalım. Yok eğer kadın istiyorsan Kureyş’in en asil ve en güzel kadınlarından on tane seç seni onlarla evlendirelim.”
….
++ Yemin olsun ki Ebu Velid gittiğinden farklı bir yüzle geri geldi.
+ Ebu Velid ne yaptın?
-+ Hiç benzerini duymadığım bir söz işittim. Vallahi, duyduklarım ne şiir, ne kehanet, ne de büyüdür. Ey Kureyş halkı. Beni dinleyin ve o adamı içinde bulunduğu durumla baş başa bırakın. O’na karışmayın. Vallahi O çok büyük olayların habercisidir. Eğer Araplar O’nu öldürürlerse, başkasının eliyle O’ndan kurtulurmuş olursunuz. Yok eğer O Araplara galip gelirse O’nun saltanatı sizin de saltanatınız ve şerefi de sizin şerefinizdir. O’nun sayesinde insanların en bahtiyarı olursunuz.
- Ey Ebu Velid, vallahi O diliyle seni büyülemiş. Bu benim şahsi görüşüm. Siz kendinize uygun geleni yapın.

Hz Omer Dizisi

5

- Demek buradasınız ve bana yardım etmiyorsunuz. Senin ettiğin işkence yeter de artar, Ömer.
- Bütün Adiy oğullarını hizaya getirene kadar yetmez.
- Sopayla mı?
- Evet sopayla.
- Sen o tanıdığım Ömer değilsin. Senin tanıdığın Ömer kim? Günün birinde develer için bana şunu diyen Ömer: “Sürü halinde yönetirsin ama teker teker bakımlarını yaparsın kendi  evlatların gibi.” Şunları da diyen Ömer: “Ahlaki değerlerinden ödün vererek kazandığını sanan kimse yenilgiye uğramıştır” Günün birinde kendisi için şunu dediğim Ömer: “Kuvvetli bir zalimi korkutacak kadar sert savunmasız insanlara yardım edecek kadar yumuşak kalplidir.” Kavmini seven ve bölünerek başka insanların hedefi haline gelmelerinden nefret eden Ömer’i unuttun.
- Sertliğim ıslah etmek içindir. Ciddi bir yönetici merhamet ettiğine sert davranabilir. Zira ceza ıslah edici olabilir. Kısas da zulmetmek üzere olan bir zalimi caydırabilir. Ölüm de nefisleri yaşatabilir. İnsanların birbirinden korkusu olmasa yeryüzü fesatla dolardı. İnsanlar birbirini yer bitirirdi. Güç ve kuvvet ancak Allah’a mahsustur.

6

[Hz. Bilal'in yapılan onca işkence karşısında hiç taviz vermemesine binaen]
Ümeyye bin Halef;
+ Sanki sana işkence eden o. Vallahi evet. Bugün insanların görüşlerinin onunla benim aramda gidip geldiğini gördüm. Hangimize acıdıklarını bilmiyorum. Ölümden de korkmuyor. Ben de işkenceyi biraz daha artırırsam bana bir şey vermeden ölmesinden korkuyorum. Bu benim için büyük bir utanç olur. Ödün vermeden kurtulacak olursa utancım daha büyük olur. Bana mazeret gösterecek hiçbir seçenek bırakmadı ki.
-+ İnsan ancak kaybedeceği bir şey olursa boyun eğerek kurtuluş arar. Evi, malı ve hayatı. Bunların hiçbiri olmazsa, ona ne tehdit ne de işkence fayda eder. Yok olacağını bilse de sonuna kadar gider.

—-

[Ümeyye bin Halef taviz vererek olayın içinden sıyrılmak ister]

- Bugün insanların karşısına çıktığımızda öyle bir kelime söyle ki ne kendi dininden çıkmış ol ne de benim dinimi inkar etmiş ol. Sizin de onların da kabul edebileceği bir şey.
Ne diyorsun?
- …
- Bu şekilde sana bir dirsek yaklaşmış oldum, Bilal. Sen da bana o şekilde yaklaş ki ortayı bulalım.
- Hak ile batıl arasında sadece batıl vardır. Hak bir parmak tenezzül etse özelliğini yitirmiş olur.

7

[Kureyş ileri gelenlerinin olayın içinden çıkamaması]
“Muhammed söyleyeceğini söylüyor. Bizde ne yapacağımızı bilmeden birbirimizle tartışıyoruz. Muhammed’in dinini istemediğimizi biliyoruz. Ama ne yapacağımızı bilmiyoruz. Yaptığımız baskı arttıkça sayıları çoğaldı. Zayıfları direndikçe bizim güçlülerimiz zayıfladı.”
—————

[Habeşistan'a göç edilmesindeki stratejik arka plan]

- Habeşistan’a hicret etmelerine engel mi olacağız?
- Onları görmek bile istemiyorken neden engel olalım?
- Ama eğer engel olmazsak o zaman Araplar onlara acır ve bizi suçlarlar. Habeşistan’da yok olup gidecek olurlarsa o zaman da insanlar kanımızdan olanları gözden  çıkardığımızı küçük düşecekleri bir ülkede onları ölüme terk ettiğimizi söylerler. Necaşi’nin onlara iyi davranacağını umalım. Bu sefer de Araplar, korkuttuğumuz oğullarımıza başkalarının güven verdiğini söylerler. Dahası, güven içinde olurlarsa dinlerini daha güvenli bir yerde yaşayacaklar. Araplar ve Arap olmayanlar arasında yayılana kadar herkesi İslam’a çağıracaklar. Bundan önce ise sadece Kureyş’de çağırıyorlardı. Burada. Şu iki dağ arasında. Lat adına, Muhammed onları bu amaçla oraya gönderiyor.
-Haklısın, Ömer. Orada güvende olurlarsa sayıları artar. Ve davetini muhafaza ederler. Burada bizimle ya da diğer Araplarla mücadelesinde başarısız olursa arkadaşlarının çoğu elimize geçer. Bu durumda Habeşistan’a hicret edenler güvende olur. Davetini de onlarla devam ettirir. Askerlerinden bazılarını arka kuvvet olarak tutan deha bir komutan gibi. Ön kuvvetler düşmanla savaşmaktan yorgun düştüğünde gücünü muhafaza eden
arka kuvvetleri çağıracak.
- Öyle.
- Şimdi anladınız mı? Muhammed nasıl da ileriyi görüp tedbirler alıyor. Kavmimiz ise burnunun ötesini bile göremiyor. Sonra da kafaları iyice karışıyor.
- Söylediklerinizden bir şey anlamadım. Bütün bunlar onların hicretiyle mi ilgili? Sadece işkenceden kaçmak için hicret ediyorlar sanıyorduk.
- Lat adına, tek yaptığınız Muhammed’i yüceltip atalarınızı küçük düşürmek oldu. Galibiyetin yarısı düşmanını kendinden daha iyi tanımaktır.

8

- Kim zannederdi ki Vallahi, doğru tahmin ettim. [Ömer'in] Müslüman olacağını tahmin etmiş miydin?
- O gün onunla Muhammed ve kavmimiz hakkında konuşuyorduk. Ben, sen, Safvan, Umeyr ve İkrime vardık. Hepinizin yüzüne bakıp kendime şu soruyu sordum: “Bir gün birimiz Müslüman olursa acaba hangimiz daha evvel olurdu?”
- Ömer olacağını mı düşündün?
- Atalarının servetini korumak isteyecek kadar zengin değildi. Aşireti de bizim aşiretimiz gibi değildi. Özellikle Abdi Şems, Cuma ve Sehm aşireti gibi değildi. Senin kavmin olan Mahzum oğulları da Haşim oğullarından bir peygamber çıkmasını hazmedemiyordu. Babası Hattab’dan bağımsız olarak düşünüyor. Babası Hattab ise senin ve benim babalarımız gibi ya da Ümeyye bin Halef gibi değil. Muhammed hakkında tartışan büyüklerimizden çok daha genç. Kalbi daha temiz, yeniye daha yakın. Eski geleneklerin kendisini ele geçirmesine izin vermez. Her şeyden önce ise onun adı Ömer. İçi ve dışı bir. Ne kadar şiddetlense de hemen yumuşar. Muhammed’e olan düşmanlığı büyüklerimizle aynı nedenle değildi. O sadece kendi görüşüne riayet eder. Farklı düşünmeye başlayınca fikrini değiştirmek için tereddüt etmez. Önemsediği bir olaya el atmaktan çekinmez. Ne kazanacağı malı umursar ne de başına gelecek şerden çekinir.

9

Dehanın yarısı yerinde davranmaktır.

11

- Muhammed gerçekten Allah’ın emrini uyguluyorsa vallahi kimse O’na bir zarar veremez. Dini yayılacak ve bu da O’nun doğruluğunun delili olacaktır. Durum farklıysa, biz O’nu yeneceğiz. Dedelerimizin yolundan gidip kendimizi kınamayacağız.
+ Sanki demek istiyorsun ki Muhammed Hakk üzere ise O’nu kendinden korumuş oluyorsun. Eğer batıl üzere ise kendini O’ndan korumuş oluyorsun.

Halife Faruk Omer

12

Ebu Vehb:
- Ey Kureyşliler! Resulullah’ı öldürmek üzere gittiğimde ne yaptı dersiniz? Benim O’nun canını almak istediğim kadar O da benim canımı korumak istiyordu. Hatta daha fazla. O’nu öldürmek istediğim halde karşılığı iyilik oldu. Bundan dolayı O’na inandım ve iman ettim. Kendime söz verdim; Mekke’ye dönüp eskiden Muhammed ve ashabına inkâr ile oturduğum her yerde oturup İslâm’ın güzelliklerini anlatacak sizi İslam’a davet edecektim.
Umarım ki Allah yaptığım kötülükleri ve günahlarımı bağışlar. Siz akrabalarımı Hakk dine çağırarak görevimi yapıyorum. Peygambere düşmanlıkla hiçbir şey elde edemezsiniz. Allah aranızdan birini peygamber olarak seçerek sizi onurlandırmışken. O’na inanan ilk siz olmalısınız. Diğerleri O’na itaat ederken siz nasıl olur da isyan  edersiniz?

13

- Kötülük senden uzak olsun, Velid’in oğlu. İntikamımızı alarak yaralarımızı sardın. Mekke’de her evde bu konuşuluyor. Övgüyle senden bahsediyorlar.
+ Peki neden ben de onlar gibi sevinemiyorum? Hangi intikamdan bahsediyorlar? Evet. Kimin intikamını aldığımızı biliyoruz. Ama kimden intikam aldığımızı bilmiyoruz. Dünkü düşmanımız olan Kinâne oğullarıyla birlik olup amcaoğullarımıza karşı savaştık. Kureyş’in en iyi gençlerini öldürmek üzere kendi kölelerimizi yanımıza aldık. Araplar kendi çocukları için başkalarından intikam alırlardı. Şimdi ise kendi kendimizden intikam alıyoruz. Üstelik bunu eski düşmanlarımızdan ve kölelerimizden yardım alarak yapıyoruz.

Ey Kureyşliler! Dinlerimiz farklı olsa da aynı düşmana karşı toplanıyoruz: Muhammed ve ashabı. Ticarette bizimle rekabet ediyorlar. Daha önce her şey kontrolümüz altındaydı. Yesrib’de hiçbir rakibimiz yoktu. Ne zaman ki Muhammed ve ashabı geldi kontrol elimizden çıkmaya başladı.

14

Doğru görüş, kazanmanın yarısı veya çoğudur.

15

[Hudeybiye Andlaşmasındaki bazı maddelerin göründüğünün aksine etki göstermesine dair]
- Oğlun da mı, Ebu Yezid? Senin oğlun da mı?
+ Neden özellikle oğlumu soruyorsun? O sadece bir kişi.
- Ama O Süheyl bin Amr’ın oğlu. Velid bin Velid de Halid bin Velid’in kardeşi. Ayyaş bin Rebia ve Seleme bin Hişam da İkrime’nin amcaları. Ne kötü amcalar.
-+ Onları bırakmamanız gerekirdi. Muhammed’le anlaşmamızdaki şartın onların gidişini engelleyeceğini sandık. O şart! O şart lehimize olur sandık. Ve dedik ki: “Ebu Yezid, Muhammed’den bizim için aldığının aynını O’na vermedi.” Ve şimdi o şart aleyhimize döndü. Böyle giderse ticaretimiz batar. Ve Muhammed’i suçlayamayacağız. Diyecek ki: “Ben sözümü yerine getirdim. Onlar benim emrim altında değil.”

16

- Halid!
- Vallahi sensin Amr!
- Nereye gidiyorsun?
-  Seni Habeşistan’dan döndürüp buraya getiren nedir?
- Önce sen cevap ver.
- Seni buraya getiren nedir?
- Yâ Ebu Abdullah. Vallahi alameti çok açık. O adam peygamber. O’na gidip Müslüman olacağım.
- Beni de buraya getiren budur.

Cahiliye Devri Arap Toplumu

17

Ebu Süfyan;
- Evet. Müslüman oldum. Ancak uzun yıllar sevdiğim şeylere karşı kendimle mücadele ediyorum, geçen ömrüm kalan ömrümden daha uzun. Mekke’de etrafıma bakıyorum da her köşede, her yolda eski günlerin hayalini görüyorum, hayat eskisi gibi. İnsanlar görüyorum. Utbe bin Rebia, Ebu Hakem, Velid bin Muğire, Ümeyye bin Halef, As bin Vail, Ebu Talib. Ve Ömer bin Hattab. Kureyş’in elçisi, koruyucusu ve savunucusu. Bilal kovalarca su taşıyor ve efendisi için ateş yakıyor. Halid bin Velid, Kureyş atlılarının komutanı ve sahibi. Amr bin As, Kureyş’in dahisi. Ve ben! Ben, Ebu Süfyan! Sahr bin Harb bin Ümeyye bin Abdi Şems bin Abdi Menaf! Kureyş’in tartışmasız efendisi oluyorum! Nereye gitti o geçen günler? Nereye? Sonra yeni bir güne uyandık. Ve baktık ki her şey değişmiş. Bir dönem gitti, yeni bir dönem geldi. Yine de bilemiyorum. Bilemiyorum, Hind. Gördüğümü mü inkâr edeyim yoksa kendimi mi?

——–

[Hz. Ömer’a Hz. Ebu Bekir'e rağmen halifelik teklif edildiğinde]
- Elini ver biat edelim.
- Muhammed’e hak dini gönderene yemin ederim ki olmaz. Suçsuz olduğum halde öldürülüp diriltilsem ve bir daha öldürülüp diriltilsem Ebu Bekir’in içinde bulunduğu cemaatin başına geçmekten daha sevimli olur.
- Benden daha güçlüsün.
- Güçlü olsam bile sen benden üstünsün. Resulullah’tan (s.a.v) sonra yerine geçecek senden başka kimse yoktur, Ebu Bekir. Mağaradaki arkadaşı, iki kişiden birisin. Resulullah hastayken namazı senin kıldırmanı istemişti. Ey Ensâr! Resulullah’ın, Ebu Bekir’i namaz kıldırması için tayin ettiğine şahit olmadınız mı? O halde Ebu Bekir varken kim halife olmak ister? Ebu Bekir’in önüne geçmekten Allah korusun. Elini ver, Ebu Bekir.

18

“Hiçbirimiz hatasız değiliz. Niyetimiz iyi olsa da hata yapabiliriz. Bir kimse hakkı söyleyip batılı gözetiyor olabilir. Hakkı söyleyenden şüpheleniyoruz diye hakkı terk edemeyiz. Öncelikle hakkın yanında olmalıyız.” Hz. Ömer
—–

Pehlivan öfkesini yenendir

19

- (Yalancı) Peygamberin (Müseyleme) nereye gitti?
+ Bilmiyorum ama vallahi artık onun bir yalancı olduğunu biliyorum.
- Buna rağmen ona itaat ettin?
+ Savaş için gerekliydi.
- İnsanların en kötüsü, ahmak olduğu halde kavmi tarafından itaat edilen kişidir.

———–
Hak birleştirir, batıl ise ayırır.

20

Aslan esaret altındayken karakterini değiştirmez. Gelincik de özgür diye yüceltilmez.
————
Hz. Ebu Bekir;
“Ey Ömer. Üzerinde zerre kadar şüphe bulunmayan vahiy kesildi artık. Allah bize haram ve helalleri bildirdi. Resulullah da bize onları açıkladı. Bunun dışındaki hüküm dünyevi ve siyasi meselelerde Allah’tan korkmalı ve O’na itaat etmeli sonra görüşümüzü sunup istişare etmeli doğru kararı almak için dua etmeliyiz. Keşke karşılaştığımız her sorunun doğruluğunu gün gibi açık olarak ayırt edebilsek yanlışlığını da gecenin karanlığı gibi görebilsek ve aramızda hiç anlaşmazlık çıkmasa. Maalesef durum böyle değil. Her meselenin doğru cevabı açık olsa Allah neden bize istişareyi emretsin? Hangimiz Allah’ın farz kıldığı namaz, oruç ve zekat konularında istişare edebilir? Dünya meselelerinde insanların farklı görüşte olmaları Allah’ın koymuş olduğu bir olgudur. Ancak istişare etmek ve Allah’tan korkmak esastır. O zaman görüş farklılıkları anlaşmazlığa ve çatışmaya dönüşmez.”

21

“Allah’ın dinini ilk defa açıkça ilan ettiğinde bunu müjdelediğini duymuştum. Kabe’ye sırtını dayamış, insanları inanmaya davet ediyordu. Onu tasdik edenler, yalanlayanlar ve alay edenler vardı. Vaadinin gerçekleştiğine şahit olacak ilk kişinin ben olacağım o zaman hiç aklıma gelmemişti. Ve Allah bunu bana nasip etti.” Halid Bin Velid

22

Halid bin Velid’den Ubeyde bin Cerrah’a. “Selam üzerine olsun. Resulullah’ın Halifesi’nin yazısı bana geldi. Şam’a doğru hareket etmemi  ve oradaki orduların başına geçmemi emrediyor. Vallahi ne böyle bir şey talep ettim ne de arzuladım. Ne de bu konuya dair ona bir yazı gönderdim. Ve sen, Allah’ın rahmeti üzerine olsun aynı konumda kalacaksın. Emrine itaatsizlik edilmeyecek, görüşüne karşı gelinmeyecektir. Sensiz bir karar alınmayacaktır. Sen Müslümanların önde gelen efendilerindensin. Faziletin inkar edilemez. Görüşüne başvurulur. Allah bize ve size verdiği ihsan nimetini tamamlasın. Bizi ve sizi ateşten korusun. Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

Ey insanlar! Yakında dünya zenginlikleriyle önünüze serilecektir. Resulullah’ın (s.a.v.) dediği gibi:  “Allah’a yemin ederim ki, ben sizin fakirliğinizden korkmuyorum. Fakat, sizden öncekilere olduğu gibi, size dünya zenginliklerinin açılmasından onların yarışması gibi sizin de dünya için yarışmanızdan onların helak olması gibi sizin de helak olmanızdan korkarım.”

23

Hz. Ömer; “Allah beni sizinle sizi de benimle imtihan ediyor.”

————-

- Nasılsın, Ebu Süfyan?
+ Rumlarla savaşmak için sabırsızlanıyorum. Şam topraklarındaki Müslüman ordusunun arasında etrafıma bakıyorum. Kureyş döneminde tacir olarak gelirdik. Rumların saldırılarına karşı can ve mal güvenliğimiz yoktu. Efendilerine hediyeler ve övgüler yağdırırdık. Onların gözünde bizler ayak takımı Araplardık. En soylumuz onların en aşağı tabakası gibiydi. Sonra onların yanından kavmimize döndüğümüzde gururlanıp böbürlenir, itibarımızı korumak için birbirimize karşı övünürdük. İnsanları Resulullah’tan döndürmeye çalıştık ve hatta O’nla savaştık. O ise bizi Hakka davet ediyor ve diyordu ki: “Bana tâbi olup tek bir ümmet olun. Allah size Pers ve Rum mülklerini nasip edecek.” Biz de diyorduk ki: “Onlar nerede biz nerede?” İşte bugün buradayız! Rumlar bizimle karşılaşmaktan çekinirken biz onlarla karşılaşmaya can atıyoruz. Bugün düne ne kadar da yakın. Ve bir o kadar da uzak.

24

+ Bu adam neden böyle yürüyor?
- Kendisi zühd sahibi.
+ Böyle miskinler gibi baygın yürüyerek mi zühd sahibi oluyormuş? Sen dinimizi öldürüyorsun. Dik yürü ve İslam’ın izzetini göster! Neden bazı insanlar zühdü zayıflık tevazuyu da ölü gibi yaşamak olarak görür? Neden konuştuklarında sesleri kısılır ve yürürken de boyunları bükülür? Namaz kıldıklarında ise başı ve omuzları eğilir? İkiyüzlü ve yapmacık görünmekten korkmuyorlar mı? Dindarlık konusundaki gösteriş kendini beğenmişliğin göstergesidir. Çünkü her iki hususta da kendini diğerlerinden daha iyi göstermeye çalışır. Dinde ve dünyada.

25

[Hıristiyan bir kadının halife Ömer'den yardım istemesine dair]
- Müminlerin Emiri. Senden bir hacetim var. Ben de senin halkındanım. Allah seni nasıl başkalarına halife kıldıysa bana da halife kılmıştır.
+ İhtiyacın nedir?
- Borçlandım fakat geri ödeyemiyorum. Borç sahibi de bana baskı yapıyor.
+ Borcun ne kadar?
- Yüz dirhem. O parayla kızımın çeyizini yapmıştım.
+ İhtiyacın giderilecektir, inşallah. Fakat insanlar İslam’a girerken seni engelleyen nedir?
- Ben yaşlı bir kadınım. Ömrümün çok az bir kısmı kaldı.
+ Sen nasıl istersen.
….
….
- Güç ve kuvvet ancak Allah’a mahsustur. Güç ve kuvvet ancak Allah’a mahsustur. Allah’tan mağfiret dilerim.
+ Sen ne yaptın Ömer?
- Neden mağfiret diliyorsun, Müminlerin Emiri?
+ Yaşlı Hıristiyan bir kadının benden bir isteği vardı. Hacetini giderdim ama sonra onu İslam’a davet ettim.
- Ama onu buna zorlamadın, öyle değil mi?
+ Bana muhtaç olduğu için kabul etmesinden korktum.
- Bu senin niyetine bağlıdır, Müminlerin Emiri. Ameller niyetlere göredir.
+ Allah’ım zorlamadım, doğru yolu göstermeye çalıştım. Allah’ım zorlamadım, doğru yolu göstermeye çalıştım. Yine de içimde bir şey var. Allah beni affetsin.

26

Bir bilge adam şöyle demiş: “Malı çok olanın korkusu da çok olur.” “Mülkün tadını alan da onu kaybetmekten endişe eder.” Çünkü kayıp kaybedilen kadardır.”

27

- Müminlerin Emiri ile Hac’da karşılaştığında neler konuştuğunuzu anlatır mısın?
Hansa;
- Ömer! Vallahi ben onun gibi bir adam tanımadım. İnsanlardan onun sert ve kaba biri olduğunu duyardım. Ve onunla karşılaşmaktan çekinirdim. Durumumu biliyordun. Neymiş o? Cahiliye devrinde kardeşim Sahr’ın yasını tutmaya yemin etmiştim. İslam’ı seçtikten sonra da eski halimle kaldım. Saçlarımı kazıdım. Boynumda da Sahr’ın ayakkabıları asılıydı. İnsanlar beni ayıplıyordu. Bu yaptıklarını İslam reddediyor, diyorlardı. Ben ise onlara hiç aldırmıyordum. Hatta beni Ömer’e şikayet ettiler. Tavaf ederken benimle karşılaştı. Vallahi ne bana kızdı ne de beni hor gördü. Ama şunu dedi: “Ey Hansa! Seni böyle ağlatan nedir?” Beni ağlatan Mudar efendileridir, dedim. Ama onlar cahiliyede ölen insanlardır, dedi. Ben de dedim ki: “Eskiden onların intikamı için ağlardım.” “Şimdi ise cehennemde oluşlarına ağlıyorum.” Bana Sahr için okuduğun şiiri oku, dedi. Eskisini mi yenisini mi, dedim. Yenisi de mi var, dedi. Evet, dedim. “Onun için döktüğüm gözyaşı dinmiyor.” Öyleyse yenisini oku, dedi. Şiiri okudum. Ağladı. Yemame’de şehit düşen kardeşi Zeyd bin Hattab’ı hatırladı. Sonra insanlara dönüp şöyle dedi: “Bırakın onu.” “O hâlâ üzgün ve hep üzgün kalacak.” “Herkes sevdikleri için ağlar.” Hayatımda Ömer’den merhametlisini görmedim ki o Ömer’dir. Ama sonra cahiliye yasını tutmayı bırakmıştın. Evet. Müminlerin annesi Hz. Ayşe’yi ziyaret ettikten sonra bıraktım. Bana öğüt verdi ve şöyle dedi: “Ben Resulullah’ı (s.a.v) kaybettim.” “Ki O insanların en iyisidir.” “Ama İslam’ın izin verdiği yas süresini aşmadım.”

28

- Ağlıyor musun Müminlerin Emiri? Hem de böyle sevinçli bir günde?
+ Vallahi sizin için sıkıntı ve geçim darlığından korkmuyorum. Bu tür şeylerden [Ganimet, mal, mülk] daha çok korkuyorum. Ne zaman ki dünya bir toplumun yüzüne böyle gülse o zaman onların arasında haset, kin ve bencillik artar. Dünyaya öncelik verir. ahretteki nimeti unuturlar.
—-

“Allah’ım sen bunları Resulüne ve peygamberine vermedin. O Sana benden daha sevgili ve katında daha değerliydi. Ebu Bekir’e de vermedin. O da Sana benden daha sevgili ve katında daha değerliydi. Bunu bana nasip ettin. Bana bir imtihan olarak vermiş olmandan Sana sığınırım.” Hz. Ömer

29

Papaz;
- Bu Kıyamet Kilisesi’dir. Buyurmaz mısınız?
Hz. Ömer;
+ Bugün gördüklerimiz yeter. Artık namaz vaktidir.
- İsterseniz içeride namaz kılabilirsiniz. Burası da bir ibadet yeridir ne de olsa.
+ Korkarım ki bunu yaparsam Müslümanlar ileride bana uyarak burada namaz kılmak isterler. Size verdiğim sözü ihlal ederek kilisenizi elinizden almak isteyebilirler. O nedenle kendimize başka bir yer bulsak daha iyi olur.
- Kilisenin dışındaki avluya bir halı sereriz ve namazınızı orada kılarsınız, ey halife. Avlu kilisenin dışında olduğu için de korktuğunuz şey gerçekleşmeyecektir.
+ Bilemiyorum. Korkarım ki bazı Müslümanlar burayı kendilerine namaz yeri edinerek
kiliseniz için sizinle rekabet ederler. Dolayısıyla beni Kubbet-üs Sahra’ya götür. Peygamberimizin göğe çıkarıldığı yere.

30

- Ey Amr!  Hükmün heybeti insanları korkutmakta değil onların güvende olmalarındadır. Zalime engel olmakta ve zayıfın hakkını almaktadır. Böylece güçlü haddini bilir ve
zayıf da kendini güvende hisseder. İnsanlar devleti korunma yeri olarak görür sakınma yeri olarak değil. Güçlü ve adil emirlerini korurlar ki onun sayesinde kendileri de korunsunlar. Aksi taktirde yönetenle yönetilen de kaybeder.
———-
[ölüm döşeğinde iken Hz. Ömer]
- Resulullah’a refakat ettim. O benden razıydı. Sonra Ebu Bekir’e refakat ettim. Onu dinleyip ona itaat ettim. Ebu Bekir vefat etti. Onu da dinleyip ona itaat ettim. Sizin emiriniz olmak beni kendimden korkar hale getirdi. İstedim ki başa baş çıkayım. Ne borçlu ne de alacaklı. Ve şimdi içinde bulunduğum durumda Müslümanların emirlerini düşünüp benden sonraki vilayetleri konusunda ihtilafa düşerler mi diye korkuyorum.
+ Sana yol göstereyim, Müminlerin Emiri. Oğlun Abdullah bin Ömer’i halife olarak tayin et.
- Allah canını alsın. Vallahi bunu söylerken Allah rızasını gözetmedin. Bizim emirlikte gözümüz yok. Çok hoş görmedim ki ev halkımdan biri için isteyeyim. Hayırlı ise nasibimizi aldık. Şer ise Ömer’in evinden tek bir kişinin hesaba çekilmesi Muhammed’in ümmetinin işlerinden sorgulanması yeterlidir. Kendimi çok yordum. Ailemi mahrum bıraktım. Hesap verir de günah ve sevabım eşit olursa o zaman çok mutlu olacağım. Ben bu konuyu istişarenize bırakıyorum.

—————-

Hz. Ömer’in vasiyeti;
“Sizden her kim bu göreve getirilirse Allah’tan korksun ve kendi kavmini Müslümanlardan üstün tutmasın. Ona ilk muhacirlere iyi davranmasını. ilk Müslümanlara hürmet etmesini tavsiye ediyorum. Ensar’a iyi davranmasını iyiliklerini takdirle karşılayıp, kusurlarını bağışlamasını tavsiye ederim. Bütün bölge halkına iyi davranmasını tavsiye ederim. Zira onlar dinden dönenlerle savaşıp vergi topladılar. Ayrıca Bedevîlere de iyi davranmasını tavsiye ederim. Zira onlar Arapların aslı ve İslam’ı ilk göğüsleyenlerdir. Zimmilere karşı da iyi davranmasını tavsiye ederim. Onların ardındakilerle savaşsın, güçlerinin yetmeyeceği ağırlığı onlara yüklemesin Allah aşkına sizden Müslümanlara merhametle davranmanızı söylüyorum. Büyüklerinize saygı küçüklerinize şefkat gösterin. Âlimlerinize saygılı davranın. Onları vurup zelil etmeyin. Onların gelirlerden nasibini alıp onları kızdırmayın. Mal mülk zenginler arasında dolanmasın. Kapılarınızı insanların yüzüne kapatmayın ki güçlüler güçsüzlerin hakkını yemesin. Benden sonra gelene vasiyetim budur. Allah’ım Sen şahit ol.”

_____________________________

Dort Halife Donemi

Görüntü ve Işık Yönetmeni: Mohammed Maghraoui
Görüntüleme: Nazar Wawya
Dekor Teknisyeni: Naser Aljalily
Kostüm Tasarım: Azer Mohammadi
Makyaj Tasarım: Abdullah Eskandari
Aksesuar Tasarım: Jalil Fattouh Naah
Besteci: Fahir Atakoğlu
Ses Teknisyeni: Mansaf Taleb
Montaj Yönetmeni: Issam Sidawi
Montaj: Raouf Zaza
Yer İdarecisi: Yasser Khadra
Teknik Yönetmen Yardımcısı: Ali Mohiuddin Ali
Yayın Yönetmeni: Maher Wawi
Savaş Sahneleri Yönetmeni: Chadi Abo Aloion Alsood
Savaş Sahneleri Tasarımı: Mahmoud Ardalan
Görsel Efekt Süpervizörleri: Chadi Abo Aloion Alsood, Nasser Abo Aloion lsood
Genel Süpervizör: Fadi Ismail

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Sayfalar
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 42 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: