Ali Bulaç - Modern Ulus Devlet
Işık Akademi Yayınları, 2007
- Bölgemiz tarih boyunca büyük devletler ve imparatorluklar tarafından yönetildi. Farklı dinler ve etnik topluluklar yüzyıllarca bir arada, yan yana ve iç içe yaşadılar; ama hiçbir topluluk ciddi anlamda etnik arındırma yoluna başvurmayı düşünmedi. Bunun sebebi, İslam devletlerinin siyasi hayatlarını tanzim eden genel İslami hükümlerin çoğulcu yapısıydı.
- [Pakistan’ın kurulmasına binaen] Sonraları açıkça anlaşılacağı üzere, İslam, Hint yarımkıtası ve giderek Asya’nın dini olma yönünde hızlı bir gelişme gösterirken “Pakistan” adı altında belirli sınırlar içinde bloke edildi ve böylece bu Müslümanlaşma süreci kesiliverdi.
- Şunu diyebiliriz ki, Allah’ın iradesi devlette değil, ümmette tecelli eder ve bundan dolayı İslam siyasal düşüncesinde ümmet yönetim (devlet)in önünde ve üstündedir. Devletin sebeb-i vücudu, ümmetin tarih içindeki yürüyüşünü kolaylaştırmak, önündeki engelleri bertaraf etmektir; işte bu hikmet-i hükûmet’tir.
- Eşitlik, tekil olanın çoğul olanı yok ettiği, her bir şeyin diğeri ile türdeş hâle geldiği eritici kazan ideolojisidir. Her şeyin diğeriyle eşitlendiği yerlerde kuşkusuz farklılıklar ölür.
- “Müslüman aydın” ve yazarların Batıdan aldıkları “ödünç kavramlar”la İslam toplumunun sorunlarını araştırmaya koyulmaları ve bunun doğal sonucu olarak İslam’ı her dönemin “hakim ve moda düşüncesi”ne benzetme yanlışlığına düşmeleri, Batı etkisindeki Müslüman dünyanın düşünce ve entelektüel hayatında on dokuzuncu yüzyıldan beri devam eden bir gelenek olmuştur.
- Özgürlüklere sahip çıkarken, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını samimiyetle savunurken, politikaları yönlendiren şeyin ne olduğu konusu önemlidir. Yani demokrasi bir ilkenin mi, yoksa pragmatizmin mi idealidir?
- [önceki paragraflardakilere binaen] Şaşırtıcı gelebilir ama her Müslüman laiktir. Çünkü İslam dininde ruhbanlık veya din adamları sınıfı yoktur. Her kim olursa olsun, belli bir yöntem (usûl) izlemek ve yeterli bilgi donanımına sahip olmak suretiyle İslam’ın iki ana referansını, yani Kur’an ve Sünnet’i yorumlar, açıklar ve hükümler çıkarabilir. Bu iş hiçbir kişi kurum veya sınıfın tekelinde değildir. Ayrıca dinin iki kaynağından hareketle elde edilen her bilgi mutlak hakikati ifade etmez. İslam bilginlerinin sözbirliğiyle, bu türden görüş ve yargılar ictihad bağlamında izafi (zanni)dir. Kişi Hz. Ömer veya Ebu Hanife düzeyinde bir otorite olsa dahi, dinî görüşleri eleştirilebilir.
- İslam’ın kutsal ve bağlayıcı referanslarını teşkil eden Kur’an ve Sünnet’e yakından bakıldığında, bu iki kaynağın somut ve şematik herhangi bir yönetim biçimini öngörmedikleri görülür. Şu halde biz de çok sayıda Müslüman bilgin ve yazara katılarak, siyasal organizasyonu tayin edecek şekillerin, yönetim biçimlerinin içtihat alanına bırakıldığını söyleyebiliriz.
- Modern ulus devlet, merkezileştirdiği kültürün eritici kazanı içinde bütün yerel, yöresel ve dini zenginliklere son vermek istedi. Bu özünde totaliter eğilim, sosyo-ekonomik bir temelden beslenerek, tekil (monist) devlet modelini güçlendirmek üzere devleti hukukun tek ve meşru kaynağı konumuna çıkardı.
