Beşir Ayvazoğlu – Peyami

Beşir AyvazoğluPeyami, Hayatı Sanatı Felsefesi Dramı

Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1998

  • “Okumayı sevmeyen bir kral olmaktansa, tavan arasında kitap yığınları ortasında oturan bir fakir olmayı tercih ederdim” Okumak saadeti
  • Peyami, şiirlerinden birinde, dünyayı içinde hayat rüyası gördüğümüz bir yatağa benzetmektedir.
  • Muhacirlik duygusunun, bu geçiş dönemi aydınlarında, içinde doğup büyüdükleri kültür ve inanç dünyasının bütünüyle yok sayıldığını, inkar edildiğini gördükten sonra büsbütün arttığı söylenebilir. Özellikle harf devrimi, onları geçmişe bağlayan son bağların da koparılması manasına geliyordu. Yahya Kemal ve ona benzeyen birçok aydının, kendilerini kültürel anlamda da birer muhacir gibi hissettikleri muhakkaktır. Hep bir “ikilem”i yaşamış, yenilik adına yapılan şeylerden, hatta kendi yaptıklarından sürekli şüphe etmişlerdir. Yenilikleri bizzat yapanların bile, ömürlerinin sonuna kadar bu şüpheyle kıvrandıklarından şüphe edilemez. Herkes asıl kimliğini paranteze almış gibidir.
    • Takrir-i Sükun Kanunu’nun yüreklere saldığı korku yüzünden, bu beklenmedik kararın (Harf İnkılabı) tartışılması mümkün değildi.

Peyami'nin Hak Yolu mecmuasında yayımlanacak şiirinde kullanılmak üzere çektirdiği fotoğraf. Arkasında şöyle yazılı "Hak Yolu münasebetiyle çektirilen fotoğrafımın tarihi 24 Kanunusani 328"

  • “Yeryüzünde bir tek memleket gösterilemez ki, orada gençler kazara milli kütüphanelerine girerlerse, bir tek eser okuyamadan çıkıp gitsinler. Böyle bir katliam hiç bir memlekette ve hiç bir memleketin tarihinde yoktur”
    • Almanya’da nasıl Latin harfleriyle birlikte Gotik harfleri de öğretiliyorsa, bizde de, iki alfabe birden öğretilebilirdi. Bunun irtica ile bir ilgisi yoktur.

Peyami Safa Mütareke yıllarında

  • -Ahmet Haşim’in yaşanan polemik dolayısıyla Peyami Safa’ya yönelik sözü- “Asabı perişan zavallı dostum! Yalanı düzeltmek için doğruyu bilmek lazım değil mi?”
  • “En âfâkî zannettiğimiz romanlar bile, muharririn ruhunu muhayyel kahramanlar vasıtasıyla aksettiren bir otobiyografiden başka bir şey değildir.”  Bir Tereddüdün Romanı’ndan
  • “Dostum Peyami Safa çeşitli mahsuller veren bir tarladır. Onda sadece adî ve beylik çiçekler yetiştiren küçük bahçenin dar sınırları dışında bir şeyler vardır. Onda hem katırların yemesine mahsus yabani otlar, hem de ceylanların emmesi için baharlı filizler bir arada” Necip Fazıl Kısakürek

1930'ların başlarında Peyami

  • [Ahmet Hamdi Tanpınar'ın diğer yazarların aksine Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı Peyami Safa eserine binaen düşüncesi] “Nasıl olmuş da, bir yazar cicili bicili salonları, otomobil gezintilerini, kıranta bekarlarla muhteris kızların aşklarını bir tarafa bırakıp hastalardan, sakatlardan ve hastahanelerden bahsedebilmiştir?”

Peyami Safa'nın arkasındaki nota göre 26 Mart 1937 tarihinde çekilmiş bir fotoğraf.

  • “Sonra sen ve benim olduğum zümre de tereddüt içindeyiz. elimizdeki bu kadehler ve gecelerimizi dolduran bu çılgınlıklar nedir? Bütün sanatkar dediğimiz bu sınıf ve münevver dediklerimiz hep tereddüt geçiriyorlar: inanmakla inkâr arasında tereddüt.” Bir Tereddütün Romanı
  • [Robert Koleji'ndeki Learner's Club gençlerine hitaben. 22 Kasım 1955] “Batı tekniğini alırken ruhumuzu da biraz ona doğru yaklaştıracağız ve baygınlık verici, iradesiz ve teslimiyetli hislerimizden ayrılacağız. Fakat, bunu yaparken, bizi büyük rüyalar ve kahramanlıklarla dolu, yüksek plânlara ve Allah’a bağlı tarihimizin ruhuna ve geleneklerine sadık kalacağız. Dünkü materyalist Avrupa’nın makineleşmiş, sertleşmiş ve kurumağa yüz tutmuş ruhuna kendimizi kaptırmayacağız”
  • Peyami’nin en çok merak ettiği hususlardan biri de Japonların o kargacık burgacık alfabeyle nasıl ilerledikleridir. Bu meseleyi M. Georges Bonneau’ya açar; ancak Kyoto Üniversitesi’nin sabık profesörü, Japonların asla ilerlemiş bir millet olmadığını söyleyince hayretler içinde kalır. Profesöre göre Japonya’nın yaptığı Avrupa’nın tekniğini almaktan ibarettir.
  • Peyami Süleymaniye ve Yenicami gibi tarihi servetlerimizin geceleri üzerlerine yığılan karanlıktan sıyrılıp Paris’tekiler gibi aydınlatabileceğini düşünse de, çoğunun üzerine gündüzleri bile yığılan molozları hatırlayarak üzülür.

Peyami Safa'nın son fotoğraflarından biri. Muhtemelen Son Havadis Gazetesindeki çalışma odasından çekilmiş.

  • [Peyami'nin 'Cinsi Enerjiden Ruh Enerjisine' başlıklı yazısından] “İnsan, cinsi şehvetten daha kudretli ruh şehvetleri, büyük sevgiler, bayıltıcı estetik zevkler ve düşünceler bulunduğunu daha iyi anladığı gün, cinsi enerji, dışarıdan ve zoraki müdahalelere lüzum kalmadan, kendiliğinden ruh enerjilerine yükselecektir.”
  • Her sistemi şüpheyle karşılayınca, tamamiyle aksi iddiaların da ispat edilebileceğini fark eden ve felsefe tarihinin karşılıklı tenkitlerin sonsuz ve faydasız bir uzanışından başka bir şey olmadığı kanaatine varan Peyami, bütün felsefi sistemlerin ferdî zihin inşaları (constructions intellectuelles) olduğunu, böyle kaldıkları müddetçe de doğru bir şey söyleyemeyeceklerini iddia eder.
  • Peyami, ne beş duyuyla, ne de riyaziye ile kavranabilen, ancak tasavvuru mümkün trancendantal kategoride bir kainatın varlığından söz eder.
  • Peyami Safa’ya göre felsefi sistemler sabit ve kapalı, hayat ise kımıldanışlı ve değişiktir. O halde hayatı bir sistemin içine kapamak, akarsuyu avucun içinde hapsetmeye benzer; “hakikat diye elimizde kalan şey o akan suyun bütün hızı, bütün hacmi ve tam kütlesi değil, sadece bir ıslaklıktır. Bu hakikat nemi bizim bütün hararetimizi söndürebilir mi?” Cevap: Hayır
  • “Hristiyanlık mistik bir din olduğu halde riyazi terbiyesiyle Avrupa ondan rasyonalist bir medeniyet çıkarabildi; müslümanlık rasyonalist bir din olduğu halde, biz riyazi kafadan mahrum olduğumuz için, İskenderiye mektebinden gelen mistik bir aşının tesiri altında kalarak ilmi temeli olmayan bir sezişin hiç bir işe yaramayacağını anlamamak yüzünden o medeniyete giremedik” Türk İnkılabına Bakışlar
  • “Bir şeyin içinde her şey mevcut olduğu için bir mesele her meseleyi bünyesinde taşır. Mesela insan ruhunu anlamadan atomu izah etmek mümkün değildir. Dalga mekaniği ile hazım fonksiyonu, yahut bir öksürükle gökte bir yıldızın düşmesi arasında sıkı münasebetler vardır ve bunlar bir büyük oluş projesinin ayrı ayrı görünüşleridir” Yalnızız

Peyami Safa'nın evinde çekilmiş bir fotoğrafı

  • Peyami Safa’nın temel görüşü: “Batı, bizim sandığımız gibi belirli ve değişmez bir gerçek değil, sürekli bir oluş halinde ve eskiyen taraflarını sürekli tasfiye eden canlı bir dünyadır. Batı rüyasından uyanıp kendimize önce şu soruyu sormak zorundayız: ‘Hangi Batı?’ “
  • Peyami’ye göre Doğu, Batı’nın maddeden hareketle gerçekleştirdiği hamlelere, Batı ise Doğu’nun ruhuna muhtaçtır.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s