Charles D. Warner & T. S. Eliot – Edebiyatın Hayatımızdaki Yeri: Neresi?

Resmi Sergiye Kabul Edilmeyen Ressam Haykırıyor: "İşte Bunu Geri Çevirdiler, Cahiller!", Honore Daumier, 1859

Edebiyatın Hayatımızdaki Yeri: Neresi?

Charles D. Warner & T. S. Eliot

Şûle Yayınları, Kasım 2006

- Bir edebiyatı incelemenin en kazançlı, en verimli yolu, onu meydana getiren, ya da onun oluştuğu ortamdaki halkı incelemektir.

- Önce alegorik anlatım yapılır; “Düşteyim, uçsuz bucaksız bir ova ve bu ovada tüm orayı kaplayan geniş bir nehir var. Nehir üzerinde kalabalık insan toplulukları çeşitli su üstünde tutma amaçlı tekneler yapmaktadırlar. Bu araçların bazıları rüzgâra, bazıları suyun şiddetine dayanamayıp, bazıları ise malzemelerinin veya işçiliğinin kalitesiz olmasından dolayı devrilmektedir. Ve bu bir süreç halindedir zira etrafta birçok enkaz vardır”

İnsanlar yazarlardır, tekneler kitap, enkaz yığınları ise kütüphanelerdir.

Yaygın anlayışa göre zaman nehrinin üzerindeki tekneler kıyı boyunca nesillerin var oluşu, mücadelesi ve dünyayı terk etmesinden ne kadar ayrı ise, edebiyat da hayattan o kadar ayrı bir şeydir.

- Edebiyatın insan hayatından ne kadar ayrı, ne kadar uzak tutulduğunu, ne kadar az insanın edebiyatı hayat içerisinde gerekli bir unsur olarak gördüğünü, öyle ki insanların indindeki yerinin bir eğlence yahut bir sıkıntıdan öteye gitmediğini derhal fark edersiniz.

- İnsanlar iyi olmadıkça mutlu olamazlar, ve ruhlarının kaygısı düşüncelerindeki ilk yeri tutmadıkça iyi olamazlar. İnsanlar olması gereken ilgi sıralamasını tutarsız yaptıklarından dolayı edebiyatı insan hayatı için hiçbir pratik faydası olmadığı gerekçesiyle bir kenara bırakırlar.

- Devleti koruyan nasıl erdemse ve her ne kadar çoğunluk bunu bilmese de bir uygarlık için en müessir ve kalıcı tesir de edebiyattır.

- Edebiyat derken bütün kitapları değil fakat bazı kitapları; yazılmış ve yayınlanmış olanların tümünü değil, fakat sadece küçük bir kısmını kastediyoruz.

- Hayat dediğimiz şey uğraşlara ve ilgilere bölünür ve insanların ufku bununla sınırlıdır.

Doktor için yalnızca hastalar, iş adamı sadece iş, başka meslek mensupları için her ne ise uğraşıyorlarsa o alan hayatların biricik uğrası olmuştur.

- İspanya on altıncı yüzyılda dünya sahnesinde büyük bir yer tutuyordu ve kuşkusuz onun tarih üzerindeki etkisi henüz hiçbir surette tükenmemiştir; fakat Don Kişotharicinde bu dönemden bize kalan hiçbir şey, diyebilirim ki daha değerli bir şey kalmamıştır. Nesilden nesile aktarılan en iyi mirasın büyük adamların kişiliği olduğuna kuşku yoktur; fakat bunun aktarımını her zaman şairlere ve yazarlara borçluyuzdur.

Kollwitz Poverty, İhtiyaç, 1893

- Edebiyatımızı dini yargılarımızdan ne kadar eksiksiz, ama yine de ne kadar akıl almaz biçimde ayırdığımızı kavrayamadığımız konusunda kati bir kanaate sahibim. Eğer tam bir ayrılma yahut kopma olabilseydi belki bu bir mesele teşkil etmeyebilirdi: fakat bu ayrılma (edebiyattaki sekülerleşme) tam bir kopma değildir ve asla da olamaz.

- Çağdaş romancı tek tek insanlarla konuşabilecek durumdadır. Fakat görüyoruz ki romancıların çoğu akıntıya kapılmış sürüklenen kişilerdir, tek farkları biraz daha hızla sürüklenmeleridir. Belki bir hassasiyete, fakat az bir akla sahiptirler.

- Hayal gücü mahsulü olan bir eserin yazarı, bunu ister bilsin ister bilmesin, bizi insan olarak bütünüyle etkilemeye çalışır ve biz ondan, ister böyle bir niyetimiz olsun ister olmasın, insan olarak etkileniriz.

- Özellikle gençlik dönemlerimizde bir şairin eseri ile ayaklarımızın yerden kesilme nedeni yalnızca şiir duyarlılığımız değil aynı zamanda gelişim sürecidir. Burada söz konusu olan şey gelişmemiş kişiliğin şairin daha güçlü kişiliğinin bir tür istilasına uğraması, bir bakıma onun hücumu altında kalmasıdır. Aynı şey daha sonraki bir çağda çok fazla okumamış kişilerin başına da gelebilir.

- Üzerimizde en çok tesir eden edebiyat -en az kuşku duyularak okunduğundan- en az çabayla okuduğumuz edebiyattır. İşte bundan dolayıdır ki çağdaş hayatın popüler oyunlarının, popüler romanlarının etkisi çok sıkı ve titiz bir şekilde süzgeçten geçirilmelidir. Ve insanların çoğunun bu “safi zevk”, safi edilginlik tavrı ile okuduklarının başında çağdaş edebiyat gelir.

- İleri sürmek istediğim şey çağdaş edebiyatın bütününün, Dünyevileşme (Secularism) dediğim şeyle çürümüş olduğu, tabiatüstü hayatın anlamının, tabii hayata üstünlüğünün farkında olmadığı, bunu anlayamadığıdır: esas ilgimizin, öncelikli kaygımızın bu olması gerektiğini düşünüyorum

- Türünün en iyilerini vaktimiz elverdiği nispette okumayı sürdürmeliyiz; fakat bunu bıkıp usanmaksızın kendi ilkelerimize göre eleştiri süzgecinden geçirmeliyiz ve sadece yazarlar ve basında eleştiri yazıları kaleme alan eleştirmenler tarafından ilkelere göre değil.

Pieter Bruegel Sr, Ressam Ve Müşterisi, 1565

- İnancımız en ince noktalarına kadar sarsılmıştır: sözgelimi artık hiç kimse bilimsel keşiflerin kendiliğinden insanlığın yararına olduğuna kani değildir. İcat yahut buluşlar yaratıcı etkinlikten ziyade yıkıcı etkinlik için zemin teşkil edebilir; insanları işlerinden eder ve tüketimi düşürürken üretimi artırır. Bununla beraber ilerleme öğretisinin özünü muhafaza ediyoruz: içinde yaşadığımız zaman dilimine ihtiyacımız yok.

- Geleceğin bugünden daha kıymetli olmadığını öne sürmemiz gerekmektedir. Bir başka söyleyişle, geçici olana karşı ezeli-ebedi olanı öne sürmeliyiz; geçmişte idrak edilmiş, hâlihazırda edilebilecek sonsuzu…

- Kişi cemiyetten bütünüyle tecrit edildiğinde artık bir “şahıs” değildir ve cemiyet de şahıslardan teşekkül etmiyorsa “cemiyet” değildir. Bir insan, bir toplumun üyesi olmadıkça kendisi değildir ve aynı zamanda yalnız bir varlık olmadıkça bir üye değildir. İnsanın üyeliği ve yalnızlığı birlikte mütalaa edilmelidir. Belki de hiç kimsenin bilmediği öyle anlar vardır ki bir insan başka her insandan ayrılığının korkunç farkındalığıyla neredeyse un ufak olur ve ben eğer kendisini sefil ve işe yaramaz, yapayalnız, Tanrısız bir başına bulursa o insana acırım. Böylesi karanlık, uğursuz anların ardından ancak Tanrısal Lütuf sayesinde Tanrı ile bir başına ve kıymetimizin farkında olarak en derin şükran ve kıymet hissiyle dönüp üyeliğimizin farkına varırız, çünkü bunun nerede başlayıp nerede sona erdiğini anlayıncaya kadar hiçbir şeye kıymet vermeyiz ve hiçbir şeye şükran hissi duymayız.

- Sürekli yeni şiir üretiminden daha önemli meseleler vardır, her ne kadar yeniyi üretmekten kesilen bir halkın eskiyi değerlendirecek gücü de kaybedeceği kaçınılmaz ise de. Önemli olan şiirin yaratımının şahsiyetin muhafazasına, kişinin başka kimselerle, Tanrı ve toplumla ilişkisinin korunmasına dayandığıdır.

- Sürekli ilkelere, kalıcı esaslara sıkı sıkıya bağlı kalmadıkça makul bir değişimin yolunu hazırlamayı bekleyemeyiz; sıkı sıkıya bağlı olmamız ve terk etmemiz gerekenlere dair açık, sarih bir anlayış ihtiyaç duyulan değişimleri yapıp yoluna koymaya hepimizi daha iyi hazırlayacaktır. Böylelikle geçmişe esef ve pişmanlık, geleceğe korku ve endişe duymaksızın bakabiliriz.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s