- - Sus!… Bana Allah uydurup suçu O’na atma. Var mı, yok mu bilmezken…”
+ “Var olmasından mı endişelisin oğul, yok olmasından mı?”
- “Var olması da umurumda değil, yok olması da.”
+ “Anladım sen O’na tutulmuşsun da kaçamıyorsun?!. Ya varsa diye korkuyorsun?” Haşa oğul, Allah yoksa sana bu canı kim verdi, toprağa bu bereketi,suya şu akışı,çimenler rengi, şu vızıldayan arıya uçma gücünü, insana sevmeyi düşünmeyi kim verdi?”
- “Belki senden nefret etmeyi veren vermiştir. Bana yıllarca seni vermeyen vermiştir. Senin o kudretli dediğin Allah’ın neden şu bozkıra yoksulluk verdi de zenginlik vermedi; Neden insanlara savaşmayı verdi de barış vermedi?”
+ “Kader oğul, yüzyılların kaderi… Kader de bir imtihan içindir… Sen şüpheler içindesin, önce bu şüpheyi yenmeli, seni kurtarmalıyız. Şüphe insana güç verir derviş; say ki ceylan bedeninde aslandır. Belki de sen Allah’a mağlup olmuşsun da Galib’i bilmek için ondan şüphe ediyorsun. Zift kadar kara olan, kar kadar beyaz olanı kavramakta zorlanıyor belki de..” - “Umut ki, insanı en son bırakan cevher ve en kıymetli hazinedir”
- Bilmedim… Dünya nedir, dünyalık nedir, bilmedim. Pazar nerededir, alan kimdir, satan kim, bilmedim. Dönen ile duranı, yürüyen ile oturanı bilmedim. Kim olduğumu unutma reddelerine geldim, kendimi dahi bilmedim. Tabduk Sultan’ımın dediği gibi “ben” demekten kurtuldum. Kim bir şey sorarsa “Bilmem!” dedim. “Bilmem zikrinin içinde ben zamiri olduğu için mi nedir, bilmezliğin ağırlığını da bilmedim. Sonunda bilmeyen kişinin kendini inkâr ettiğini bile düşünmeye başladım. Bazen adımı sorduklarında, bazen ne yaptığımı, bazen nereden gelip nereye gittiğimi sorduklarında bilmedim. Bazen bilmezlik bir hürriyet gibi geldi; bazen esaretim oldu.
- - Derviş, bunda yalnız neylersin?
+ Bilmem… Galiba odun keserim padişahım, odun toplarım, Tabduk Sultan’ıma hizmet için…
- Galiba ne demek derviş, kişi işlediğini bilmez midir?
+ Ben bilirim de yüce padişah, acep Hak Teala da benim bildiğim şekilde mi bilir, onu bilmem.
- …Mevlâna Hüdavendigâr’ın “Yolcu; kalbe yürü!..” demesi bundanmış meğer. Sonunda karar verdim ki irfana dönüşmeyen bilgiden kişiye fayda yoktur.. Çünkü bilgi irfan ile beslenirse kişi uyanık kalır. Bilgiyle uyumanın uyanıklık sayılması ancak irfan iledir.
