Jean-Jacques Rousseau – İtiraflar 1 & 2

-       Herkes gibi yaratılmamışım ben. Öteki insanların hiçbirine benzemediğimi çekinmeden söyleyebilirim. Onlardan daha üstün olmayabilirim. Fakat hiç değilse farklıyım onlardan

-       Yaratılıştan kaynaklandığı söylenen fakat gerçekte eğitimden kaynaklanan kötü huylar…

-       …Uzun zaman, birgün dayak atacağını söyleyerek beni uslandırmaya çalıştı. Benim için yeni bir şey olan bu cezadan çok korkuyordum başlangıçta. Fakat dayağı yedikten sonra dayakla korkutmanın, dayak yemeden daha korkunç olduğunu anladım…

-       İtirafı en zor şeyler gülünç ve ayıp şeylerdir, yoksa cinayetler değil.

-       …”Hırsız” diye beni dövmenin, bana hırsız olma izni vermek anlamına geldiğini düşünüyordum…

-       Paralı olma zevki, onu elde etmek için çekilen zahmete değmez.

-       Karşı konulması çok kolay olan küçük akıntılar sürükleyip götürür bizi. Küçücük aldatmacalara kolayca kapılırız. Böylece farkına varmadan büyük tehlikelere düşeriz. Zamanında bunlardan kolayca kendimizi kurtarabilirdik. Fakat artık büyük kahramanlıklar göstermeden bunlardan yakayı kurtarmaya imkân yok. Sonunda Tanrıya: “Beni niçin bu kadar zayıf yarattın” diye isyan eder, uçuruma sürükleniriz. Her şeye rağmen Tanrı cevap verir: “Evet, seni, uçurumdan çıkmak için zayıf, fakat uçuruma düşmemek için son derece güçlü yarattım.”

-       Her sefil ruhlu ve primitif insan iyi kötü bir şeye bağlanma ihtiyacı duyar.

-       [Sığındığı kiliseden eline biraz para verilip kovulduktan sonra] Parlak bir gelecek düşünürken sefaletin kucağına düştüğümü, bir saray düşlerken geceyi sokakta geçirdiğimi görünce nasıl hayal kırıklığına uğradığımı ve fikirlerimin değiştiğini tasavvur etmek güç değildir sanırım. Bu duruma bakılıp da, üzüntüye büsbütün artan bir ümitsizlik çukuruna düşüp, kendimi kapıp koyuverdiğim, bütün felâketlerin kendi eserim olduğunu düşünerek başımı taşlara vurduğum zannedilebilir. Fakat böyle olmadı. Hayatımda ilk defa aynı yerde iki ay hapis kalmıştım. Tattığım ilk duygu, uzun bir aradan sonra tekrar ele geçirdiğim hürriyet duygusuydu.

-       Bir insana, sevdiği namuslu bir kadının vereceği huzuru, başka hiçbir şey kesinlikle veremez. Öyle bir kadının her şeyi ayrı bir lütuftur.

-       [Kont de la Rogue, Jean-Jacques Rousseau’nun bir iftirasına binaen der] “Suçlunun vicdanı, suçsuzun intikamını mutlaka alır”

-       [Mösyö Gaine, Jean-Jacques Rousseau’ya der] “Eğer insanlar birbirlerinin içinden geçenleri okuyabilseydi, bulunduğu yerden inmek isteyen insanların, yükselmek isteyen insanlardan daha çok olduğunu görürlerdi.”

-       [Jean-Jacques Rousseau, Mösyö Gaine hakkında der] “İnsanın çok yükseklere atılmakla kendini çok aşağılara düşme tehlikesine attığını, küçük işleri iyi ve devamlı yapmanın en az kahramanlık göstermek kadar güç istediğini, bu küçük vazifelerin şeref ve saadet yönünden insan için daha kârlı olduğunu, insanların her an saygı ve takdirlerini kazanmanın, ara sıra hayranlıklarını kazanmaktan çok daha iyi olduğunu bana o öğretti.”

-       Yaptığımız kötü bir hareket bize sıcağı sıcağına üzüntü vermez. Onu daha sonra hatırladığımız zaman içimiz yanar. Çünkü onun verdiği acı hiçbir zaman içimizden çıkmaz.

-       Ben ancak katışıksız zevkleri severim. Sonunda pişmanlık olan hiçbir zevk ise katışıksız olmaz.

-       Akşama doğru Lozan yakınındaki küçük bir köye varınca cebimde yatak parası verecek bir tek sol’um olmadan ve başıma ne geleceğini bilmeden bir hana gittim. Çok açtım. Cebimde borcumu ödeyecek para varmış gibi yemek istedim. Sonra hiçbir şey düşünmeden yatmaya gittim. Huzur içinde uyudum ve sabahleyin kahvaltı ettim. Han sahibine hesabı çıkarttıktan sonra borcum olan yedi botz’a karşılık ceketimi rehin vermek istedim. Adam iyi kalpli birisiydi. Bunu kabul etmedi. Bugüne kadar kimseyi soymadığını, yedi botz için böyle bir şeye bugün de başlamayacağını, ceketimi yanıma almamı ve elime geçince borcumu ödememi söyledi. Adamın bu iyi kalpliliği bana dokundu. Fakat gerektiği kadar ve sonradan her aklıma gelişte olduğu kadar değil. Parasını emin bir kimseyle, büyük teşekkürlerle kendisine göndermekte gecikmedim. Daha büyük fakat daha fazla gösterişle yapılmış birtakım iyilikler, bana, bu adamcağızın yaptığı basit ve gürültüsüz patırtısız insanlıktan daha minnete lâyık görünmemişlerdir.

-       İlkbaharı tasvir etmek istersem kışta bulunmam gerekir. Güzel bir manzarayı tasvir etmek istersem dört duvar arasında olmam lâzımdır. Yüz defa söylemişimdir ki, ben Bastile hapishanesine atılmış olsaydım orada hürriyetin tablosunu yapardım.

-       Ders vermeyi çok severim. Fakat istenilen saatte derse gitmeyi ve saatin emri altında çalışmayı hiç sevmem. Bir işi yapmaya mecbur olmak ve emir altında çalışmak bana göre bir iş değildir. Bunlar işin içine girince zevkli şeylerden bile nefret ederim. Müslüman memleketlerde, bir adamın gün ağarırken sokaklarda dolaşarak kocalara, eşlerine karşı vazifelerini hatırlattığı söylenir. Ben bu saatlerde bana söylenenleri yapamayacağım için mutlaka kötü bir Türk olurdum.

-       Aşk gibi nefret de insanı aptallaştırır.

-       Bir insanın sempati duyulabilen çekici bir insan olması için, kusurları ve affedilecek tarafları da olmalıdır.

-       Mutluluk olayların toplamından ortaya çıkan bir şey değildir, devamlı bir hâldir.

-       …”Gerçek iyiliklerin dağıtıcısı”ndan, muhtaç olduğumuz şeyleri almanın en iyi yolunun “istemek”ten ziyade “verdiklerine layık olmak” olduğunu çok iyi biliyordum…

-       Dindar insanların tatması mübah olan birtakım ufak tefek zevkler vardır. Onlar bunun tadını çok iyi çıkarırlar. Dünyaperest kişiler onların bu yaptıklarını suç sayarlar. Bunun sebebi: kendilerinin artık tat alamadıkları basit zevklerden onların tat almasını kıskanmalarıdır.

-       Can sıkıntısı, mutlu insanlara özgü bir hastalıktır. Ortada hiçbir sebep yokken ağlıyor, bir yaprak veya kuşun çıkardığı sesten ürküyor, çok güzel bir yaşantının içinde olmama rağmen gelgitler yaşıyordum. Bütün bunlar huzur fazlalığından doğan can sıkıntısının eseriydi.

Jean-Jacques Rousseau – İtiraflar 2 

Jean-Jacques Rousseau - Itiraflar 2 (les confessions)

  • Namuslu kimselerin her davranışı düzenbazları kuşkulandırır.
  • Kumar, ancak yaşamdan tat almayan insanların başvuracağı bir yoldur.
  • Çirkin olmak demek sevimsiz olmak demek değildir.
  • Tanrı beni bu tür zevkleri tatmak için yaratmamış. Bu sonsuz mutluluğa karşı gönlüme bir açlık vermiş ama uğursuz kafama da onu öldürecek zehri akıtmış.
  • Fakir ve özgür yaşamak sanıldığı kadar kolay bir iş değil.
  • [Kralın vereceği fakat kabul etmediği maaşa binaen] Bu maaşı kabul etseydim dalkavukluktan veya susmaktan başka yapacak bir şeyim kalmayacaktı. Üstelik bu maaşın bana ödeneceğinin bir garantisi var mıydı? Onu alabilmek için kim bilir nerelere başvuracak, kimlere yüz suyu dökecektim. Maaşımı kaybetmemek için harcayacağım çabalar, ondan vazgeçmekle düşeceğim sıkıntılardan çok fazla, çok daha tatsızdı. Bu maaşı almamakla prensiplerime uygun bir karar verdiğime ve görünüşü gerçeğe feda etmediğime inandım.
  • “Her insan hürriyeti, başkasının evinde sever.” İtalyan atasözü
  • [Piyesinin operada alıkonmasına binaen] Eğer zayıf insanlar güçlülere karşı böyle bir davranışta bulunsa buna “hırsızlık” denir ama bunu güçlü zayıfa karşı yaptı mı bunun adı olsa olsa “başkasının malına el koymak” olur.
  • Ey, sürekli tabiattan yakınan akılsızlar! Biliniz ki başınıza ne geliyorsa yaptıklarınız yüzünden geliyor.
  • Yazarlık, bir meslek haline gelmediği müddetçe saygı görür, alkışlanır. İnsan, hayatını kazanma kaygısıyla düşünmeye çalışırsa, yüce fikirlere ulaşamaz kolay kolay. Yüce gerçekleri söyleyebilmek, buna cesaret edebilmek için başarıya bel bağlamamak gerekir.
  • Kitaplarım satılmamış olsaydı bile sanatım beni doyururdu, zaten onların satılma sebebi de buydu.
  • Kötüler, kötülüklerine dayanak bulamayınca daha da kötüleşirler, haksızlıkların suçunu da haksızlığa uğramış kimseye yüklerler.
  • [Başkasına ait bir kitap kast ediliyor] Bu eserin bir yerinde: “Bir kömürcünün karısı, bir prensin metresinden daha çok saygıya layıktır” ibaresi vardı.
  • “Quos vult perdere Jubiter de mentat” (Jüpiter bir insanı mahvetmek isterse önce onu aklını alır)
  • Elden ne gelir, ikimiz [Eşi Therese ve kendi] de zengin olmak için yaratılmamışız. Fakat ben bunu felaket olarak görmüyorum.
  • Tanrıtanımaz bağnazlık ile sofuca bağnazlık pekala birleşebilir.
  • Aşağılık tutkular ancak zayıf karakterli insanları boyunduruk altına alır.
  • Tanrıya karşı en büyük ibadet, yaratmış olduğu şeylere bakıp hayran olmaktır.
  • Erdemli bir piskopos ruhani çevresini dolaştığında “Ey Tanrım, ne kadar büyüksün!” demekten başka bir dua bilmeyen ihtiyar bir kadıcağıza rastlamış. Ona: “Ey Anacığım, böyle dua etmeye devam et! Senin duan bizimkinden daha makbuldür” demiş. İşte benim en beğendiğim dua budur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Sayfalar

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 59 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: