İbn Tufeyl & İbn Sina
Hayy İbn Yakzan (Ruhun Uyanışı)
İnsan Yayınları, 2003
- Kâinatın kendi kendine meydana gelmesi kesinlikle mümkün değildir ve onu meydana getirecek bir fail gereklidir. Ancak bu faili beş duyunun herhangi birisiyle kavramak mümkün olamaz. Çünkü duyulardan birisiyle algılanması mümkün olursa cisimlerden bir cisim ve buna bağlı olarak âlemin parçalarından bir parça olacaktır. Dolayısıyla bir yaratıcıya muhtaç olacak, bu durumda bir üçüncü yaratıcıyı gerekli kılacaktır. Bu silsile sonsuza değin sürüp gidecektir. Oysa bir şeyin sonsuza dek sürüp gitmesi saçmalıktır. Öyleyse kâinat için cisim olmayan bir yaratıcı gereklidir. O yaratıcı cisim olmadığı için beş duyunun hiç biri ile algılanmaz. Çünkü his sadece cisimleri ve cisimlerin vasıflarını hissedebilir.
Yaratıcı hissedilemeyince onu hayal etmek de mümkün olmaz. Çünkü hayal etmek daha önce hissedilen cisimlerin gölgelerini, şekillerini sonradan zihinde canlandırmaktan başka bir şey değildir. Öyleyse Yaratıcının cisim olmadığı kesinleşince cisme ait hiçbir niteliğin de onun için düşünülemeyeceği kesinleşir.
- Sonunda, derdine çözüm bulmak düşüncesiyle hayvanları ve onların hal ve hareketlerini araştırmaya başladı. İçlerinde mutlak varlığı bilip tanıyan biri olabilirdi. Eğer böyle birini bulabilirse ondan içinde bulunduğu tehlikeli durumdan kurtulmasını sağlayacak bir çare öğrenebilirdi.
Ne çare ki araştırmaları bir sonuç vermedi. Hayvanlar ecelleri gelinceye değin gece gündüz yalnızca yemek, içmek, çiftleşmek, ısınmak, serinlemek gibi doğal ihtiyaçlarını gidermek için koşturup duruyorlardı. Hiç biri farklı bir amaç uğrunda davranış sergilemiyordu.
İnceleme ve araştırmaları neticesinde gördü ki onlar mutlak varlığın bilincinde değildi. Aralarında ne onu tanıyan, ne de onu müşahede etmeyi arzulayan vardı. Bu bulgular sonucu onların tümünün yok olacağını veya yokluğa eş bir hale geleceğini kesin olarak anladı.
Hayvanlar hakkında ulaştığı bu yargının bitkiler için de, hem de öncelikli olarak geçerli olacağı ayan beyan ortadaydı. Çünkü bitkilerin biliş ve kavrayışı hayvanlarınkinin ancak bir parçası olabilirdi.
- Hayy, hayvanlar üzerinde yaptığı araştırma ve incelemeler sonucunda onların Vacibü’l-vücud’un bilincinde olduklarını gösteren bir alamete rastlayamamıştı. Yalnızca kendi zatının o varlığın bilincinde olmasından hareketle, gök cisimlerine benzeyen ve mutedil ruha sahip tek canlının kendisi olduğuna kesin bir şekilde hükmetti. Bu hayvanlardan farklı bir türe sahip olduğu zihninde açığa kavuştu. Kendisi diğer hayvanların yaratılış gayesinden farklı bir gaye için yaratılmıştı. Zira hiçbir hayvan türünün yükümlü kılınmadığı yüce vazifelerle mükellefti.
- Bedensel işlerin tümü müşahedenin önüne çekilmiş bir perdedir.
- Ancak hatıra gelip kalpten geçen şeyler kelimelerle açıklanabilir. O müşahede anını kelimelerle anlatmaya çalışan kimse imkânsız ve abes bir işle uğraşıyor demektir; renklerin tadını duyumsamak, siyahın tatlı mı yoksa ekşi mi olduğunu anlamak isteyen kimsenin olduğu gülünç duruma düşer. Müşahede makamında yaşananların bilgisine layıkıyla nail olmak ancak o makama erişmekle mümkündür.
- Hayy, katıksız kendinden geçme (istiğrak-ı mahz) ve tam yok oluş (fena-yı tâm) ile hakikate eriştikten (vusûl) sonra, ötesinde hiçbir cisim bulunmayan felek-i a’lâ’dan maddeden soyutlanmış bir zat gördü. Bu zat Hak ve Bir olan Zatın kendisi olmadığı gibi felekin kendisi de değildi. Fakat onlardan başka bir şey de değildi.
Bilindiği üzere cilalı aynalardan birinde görülen güneşin sureti, ne güneştir ne de ayna. Onlardan başka bir şey de değildir.
- Hayy, ayakta durmayı sağlayacak kadarından fazla yemeyi doğru bulmuyordu. Mal ise zerrece kıymet taşımıyordu gözünde. Bu nedenle bu şeriattaki zekât ve bölümleri, alışveriş, faiz, ceza ve çeşitli yargılar anlaşılmaz, lüzumsuz ayrıntılardı onun nazarında. Eğer insanlar bunların hakikatini anlasalardı, bu tür batıl şeylerden yüz çevirir ve hak yola teveccüh ederlerdi. Ve de hiç kimse, zekâtından hesaba çekileceği, çaldığı için elleri kesileceği, uğrunda canların telef olacağı hiçbir mala ilgi duymazdı.
Hayy İbn Yakzan’ın böyle düşünmesinin sebebi, tüm insanları üstün bir fıtrata sahip ince düşünceli ve yüce ruhlu zannetmesiydi. Onların dirayetsiz, eksik akıllı, fena fikirli, kıt azimli olduklarını; kimileyin hayvanlardan bile aşağılık duruma düştüklerini bilmiyordu.
- Tıpkı gören bir insanın kör birisinden daha çok gelişmiş olduğu gibi, ilahi ilhama sahip birisi de akla bağlı birisinden daha çok gelişmiştir.
- “Unut duyduğun şeyi ve idrak et neyse gördüğün / Ne faydası var sana Zühal’in, doğduktan sonra gün?” Gazali
- “İnsanın dostlara ihtiyacı vardır fakat insan gerçeği kendi başına keşfetmeyi, güzelliği yalnız başına bulmayı, kendisiyle yaşamayı da öğrenmelidir. Tamamen yalnız olmak kadar, kendisine ayıracak bir anı bile olamayacak kadar ‘sosyal’ olmak da gerçek dışıdır; insanın bütünlüğü için hem yalnızlık hem de dostluklar gereklidir; idealleri gerçek yapan sentez türü budur.” Evan Goodman
- Bir vücudun nerede dünyaya geldiğini göz önüne aldığımızda onu ortaya çıkaran başka bir kaynak vücudun olması gerektiğini düşünürüz. Ama o da bir vücut olduğu için değişim geçirmesi ve ortaya çıkmak için başka bir vücuda rastlaması zorunludur. Bundan dolayı doğadaki olgular hep bir meydana getiriciye gereksinim duyacaklardır. Fakat bir rastlantısal olaylar dizisi, birbirini meydana getirerek mantıksal bir biçimde sonsuza değin sürüp gidemez, aksi halde biz sonsuz bir gerilimin içine düşerdik. Bu yüzden sebepler ve sonuçlar dizisi, varlığı kendine delalet eden bir nedene dayanma zorundadır. İbn Tufeyl bunu “zorunlu varlık” şeklinde adlandırmaktadır. Onun dışında hiçbir şey kendi başına var olamaz. O her şeyin nedenidir ve her şey O’nun sonucudur. Bu varlık maddi olmayan bir Amildir. Her şeyin Asıl Nedeni duyu organları ile kavranamaz, ancak mantıksal bir akıl yürütme ile kavranabilir. Yine O’nun varlığının dış bir nedeni yoktur O Zorunlu Var Olan Varlık’tır, yani diğer varlıkların mevcudiyetine mantıksal bir dayanak sağlayan Varlık. Dolayısıyla Hayy’a göre bir Mutlak Zorunlu Varlık olmalıdır.
- Dünyanın varlığı maddi olmayan bir nedene dayanmalıdır. Bu neden maddi olmadığı için duyularla kavranamayacaktır ve sonuçta tüm duyusal niteliklerden öte olacaktır.
- Tanrı, kimi tabii cisimleri insan nefsinin emrine vermiştir. Eğer daha da güçlü bir nefs olursa, (bu nefs) kendi bedeni dışındaki tabii cisimleri (tabii) halinden geri çevirerek onun üzerine etki eder. Her nefs bu işi kendi ölçüsünde gerçekleştirir. Örneğin, güçlü bir nefs bir arkadaşını (şiddetle) arzular ve onun yanına gelmesini içtenlikle isterse bu insanın nefsi (gelmesi istenen) insanın nefsini etkiler. Karşı tarafta bir huzursuzluk yaratır o da kalkar bu insanın yanına gelir. Bu alemde rüzgar çıkmasını isterse, rüzgar çıkar. Deprem olmasını dilerse deprem olur. Bir sopanın yılan olmasını isterse, o sopa yılan olur. Bir taştan canlı çıkmasını murat etse, öyle olur. İşte bu da peygamberlerinden bir başka türüdür.

güzel bir makale olmuş çok teşekkürler.