Descartes – Öyle Görünüyor Ki

isik su kalem kirilmasi

  • Acaba bilgi ne zaman gerçekten tartışmasız doğrudur? Bir tümdengelimin başlangıç noktası olarak matematiksel bir aksiyomun felsefi eşdeğeri işlevi görecek denli kesin bir şey var mıdır? Descartes’ın bu soruyu ele alması sonucunda ortaya felsefi literatürün en ünlü pasajlarından biri çıkmıştır. Descartes, bu kesinliğin duyusal bilgi içinde yer alıp almadığını kendine sorarak başlar. Görünüşe bakılırsa almıyordun Suyun içine düz bir sopa yerleştirirseniz, büküldüğünü görürsünüz. Dolayısıyla dokunma duyusuyla görme duyusu birbiriyle çelişmektedir. Şayet duyularımız bizi bazen yanıltıyorsa, o zaman mutlak kesinliği sağlamaktan yoksundurlar. Akıl vargısal değildir, zira en basit geometrik problemler söz konusuyken bile insanlar kolayca yanılabilirler. Algılarımıza ya da düşüncelerimize de güvenemeyiz, çünkü bazen aynı algı ve düşünceleri rüyalarımızda da yaşarız ve bunların hiçbirinin doğru olması olası değildir. Felsefi şüphe, kati bir biçimde uygulandığında, öyle görünüyor ki, tüm kesinliği ortadan kaldırmaktadır. Buradaki etkili ifade, “öyle görünüyor ki”dir.
    Douwe DraaismaAklın Çıkmazları‘ndan

escher illuzyon selale

Tagged with: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Ulusların Düşüşü – Ülke Potansiyeli

sinav egitim

  • Fakir ülkelerin düşük eğitim düzeyi, ebeveynlere çocuklarını eğitmeleri için teşvik yaratmayı başaramayan ekonomik kurumlardan ve devleti okullar inşa etmesi, onları finanse edip desteklemesi ve ebeveynlerle çocukların taleplerini karşılaması için hükümeti harekete geçirmeyi başaramayan siyasal kurumlardan kaynaklanır. Bu ülkelerin düşük eğitim düzeyleri ve kapsayıcı piyasalarının olmayışı için ödedikleri bedel ise çok ağırdır. Genç yetenekleri harekete geçirmeyi başaramazlar. Hiçbir zaman hayattaki yerlerini keşfedecek fırsattan olmadığı için şimdi az eğitim görmüş birer çiftçi olarak çalışan, yapmayı istemedikleri şeyleri yapmaya zorlanan ya da askere alınan pek çok potansiyel Bill Gates‘leri ve belki de bir ya da iki Albert Einstein‘ları vardır.
    Ekonomik kurumların kapsayıcı piyasaların potansiyelinden yararlanma, teknolojik yeniliği teşvik etme, insanlara yatırım yapma ve çok sayıda insanın yetenek ve becerilerini harekete geçirme kudreti ekonomik büyüme için hayati niteliktedir.” Daron Acemoğlu & James A. RobinsonUlusların Düşüşü‘nden

heba olan ulke potansiyeli

Tagged with: , , , , , , , , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Ridley Scott – Gladyatör

ridley scott gladyator

  • – Sana sunduğum bu büyük onuru (Sezar olmayı) kabul edecek misin?
    + Bütün kalbimle, hayır.
    – Maximus. [Gücü ele geçirmek gibi küçük  bir hedefin yok] İşte bu nedenle bu görev sana düşer. Siyaset senin ahlakını bozmadı.
  • – Savaşmaktan başka bir şey yapmadığımız için halk unutuldu.
    + Fakat senato halktır, efendim halk adına konuşmak için halk arasından seçilir.
    – Halk arasında senin kadar iyi yiyen sanırım pek azdır, Gracchus. Ya da bu kadar nefis metresleri olan, Gaius. Sanırım halkımı anlıyorum.
  • Roma, ayak takımıdır. Onlara bir sihir gösterirsen dikkatleri dağılır. Özgürlüklerini ellerinden alsan bile hala ulumaya devam ederler.
  • – Oğlunu seviyorsun. Oğlun için güçlüsün.
    + Güçlü olmaktan yoruldum

Gladyatör Arenada

  • – Korktuğumu mu sanıyorsun?
    + Bence sen hayatın boyunca hep korktun.
    – Korku nedir bilmeyen yenilmez Maximus’un tersine, öyle mi?
    + Tanıdığım bir adam şöyle demişti, ”Ölüm hepimize gülümser. Yapabileceğin tek şey dönüp ona gülümsemektir.”
Tagged with: , , , , , , , , , , , , , ,
Filmler kategorisinde yayınlandı

Göz Rengi Üzerinden Sosyal Kimlik Deneyi

Jane Elliott

  • ABD’de 1969’da Martin Luther King’in bir suikastle öldürülmesinden sonra, lowa eyaleti Riceville kentinde kendi öğrencilerine (3. sınıf) ırksal ayrımcılık konusunu deneyimsel olarak öğretmek ve onları ayrımcılığa karşı duyarlı bir hale getirmek isteyen ilkokul öğretmeni Jane Elliot, bir gün sınıfa gelip öğrencilerini göz renkleri üzerinden iki gruba ayırır: Mavi gözlüler ve kahverengi gözlüler.
    Elliot, mavi gözlülere bazı özel ayrıcalıklar tanır: Daha fazla öğle yemeği yiyebilme, daha uzun teneffüsler, öğle yemeğine daha önce gidebilme, vb. “Çünkü” der, “mavi gözlü insanlar kahverengi gözlülerden daha iyi, daha üstün, daha akıllıdırlar. Benim de diğer zeki insanlar gibi mavi gözlerim var.” Dahası kahverengi gözlüler, daha “akıllı” olan mavi gözlülerden kolayca ayırt edilebilsinler diye daha geniş yakalar takacaklar ve sınıfın en arka sıralarında oturacaklardır. Elliot, mavi gözlülerin daha akıllı, diğerlerinin daha unutkan ve tembel oldukları yönündeki cümleleri sık sık tekrarlar.
    Dakikalar içinde, mavi gözlüler kahverengi gözlülere aşağılayıcı sıfatlar takmaya, alay etmeye, onlar aptalmış gibi davranmaya başlarlar; kurallara uymadıklarını düşündüklerinde kahverengi gözlüleri cezalandırmak için çok hevesli olurlar.
    Deneyin ikinci gününde, Eliot sınıfa gelip, önceki gün yanlış yapmış olduğunu, aslında kahverengi gözlülerin mavi gözlülerden daha akıllı ve üstün olduklarını söyler ve ayrıcalıkları bu sefer kahverengi gözlülere verir. Geniş yakaları da bu sefer mavi gözlüler takmak zorundadır. Yine dakikalar içinde bu sefer “üstün” olan kahverengi gözlüler mavi gözlülere aynı aşağılayıcı/ayrımcı muameleleri yapmaya başlarlar.

mavi kahverengi goz deney

Bu deneyin sonuçları genel olarak şöyle özetlenebilir:

    • Her iki durumda da “üstün” olarak etiketlenen çocuklar daha güvenli, daha buyurgan davranmaya başlamışlar ve ödevlerde/sınavlarda daha başarılı olmuşlardır.
    • Her iki durumda da “aşağıda” olarak etiketlenen çocuklar yaklaşık 15 dakika içinde özgüven erozyonuna uğramışlardır. Bu çocukların hal ve tavırlarında depresif işaretler gözlenmiştir. Kimi çocuklar “aşağıda” oldukları için ağlamışlardır. Bu genel mutsuzluk derslerine de yansımış ve “aşağıdaki” grup, derslerine odaklanamamış ve daha başarısız olmuştur.
    • “Aşağıdaki” grup üyeleri arasında saldırganlık artmıştır. Kavgalar, alay etme, vurma, kindarlık, suçlama ve çeşitli anti-sosyal davranışlar gözlenmiştir.
    • Her iki durumda da “üstün” diye nitelenen çocuklar hiyerarşik sınıflandırmayı sevmişlerdir. Sonradan “üstün” olanlar intikam peşinde koşmuşlardır.
    • Sonuç olarak, birbirleriyle arkadaş olan ve deney gününe kadar göz rengi üzerinden bir gruplaşma yaşamamış 9 yaşındaki 3. sınıf öğrencileri, otorite olarak gördükleri öğretmenlerinin yönergesi sonucu, dakikalar içinde göz rengi üzerinden saflaşabilmiş ve bu saflaşma üzerinde ciddi derecede önyargı ve ayrımcılık üretebilmiştir. Bu deney, her tür ayrımcılığın kristalleşmiş bir prototipini gösterir.

      Kaynakça: Peters, W., A Class Divided. Doubleday, Graden City, NY, 1971. Orijinal deney üzerine 20 yıl sonra yapılan belgesel için bkz. Elliot, j. “Discovering psychology”, Program 20. (PBS Video Services), Annenberg, CPB Program, Washington, DC, 1990.

http://study.com/academy/lesson/group-prejudice-jane-elliotts-brown-eyes-vs-blue-eyes-experiment.html

Murat PakerTürkiye Debelenirken Psiko-Politik Yüzleşmeler‘den alıntı

Tagged with: , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Samed Behrengi – Bir Şeftali Bin Şeftali

Samed Behrengi – Bir Seftali Bin Seftali

Samed Behrengi – Bir Şeftali Bin Şeftali (Yek Helu Vu Hezar Helu)

  • –SPOILER–
    [Çocukların özenle dikip büyüttüğü şeftali ağacını hazıra konarak sahiplenmek isteyen emek hırsızı ağaya binaen]

    O günden bu yana yaşamımda kaç yıl geçti bilmiyorum. Bahçıvan, benim şeftalilerimden bir tane bile yiyemedi ve gelecekte de yiyemeyecek. Bana yalvarabilir, beni korkutabilir ya da beni testeresiyle kesebilir, ama ona boyun eğmeyeceğim.
Tagged with: , , , , , , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Babil Kulesi (Birbirini anlayamamak)

Pieter Bruegel (the Elder) - Babil Kulesi

Pieter Bruegel (baba) – Babil Kulesi

  • Tekvin’in 11. babı söylüyor:
    “Ve bütün dünyanın dili bir, ve sözü birdi. Ve vaki oldu ki, şarkta göç ettikleri zaman, Şinar diyarında bir ova buldular; ve orada oturdular. Ve birbirlerine dediler: Gelin, kerpiç yapalım, ve onları iyice pişirelim. Ve onların taş yerine kerpiçleri, ve harç yerine ziftleri vardı. Ve dediler: Bütün yeryüzü üzerine dağılmayalım diye, gelin, kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule bina edelim, ve kendimize bir nam yapalım. Ve âdem oğullarının yapmakta oldukları şehri ve kuleyi görmek için RAB indi. Ve RAB dedi: İşte, bir kavimdirler, ve onların hepsinin bir dili var; ve yapmaya başladıkları şey budur; ve şimdi yapmaya niyet ettiklerinden hiçbir şey onlara men edilmeyecektir. Gelin, inelim, ve birbirinin dilini anlamasınlar diye, onların dilini orada karıştıralım. Ve RAB onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı; ve şehri bina etmeği bıraktılar. Bundan dolayı onun adına Babil denildi; çünkü RAB bütün dünyanın dilini orada karıştırdı; ve RAB onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı”.
    Babil’in kelime anlamı: Gökyüzünün kapısı. Ama bbl kökünden geliyor: Karış(tır)mak fiiliyle soy birliği taşıdığını biliyoruz. Karışıklığın kaynağı Yahve’nin bir kararına dayanıyor demek: Madem benimle boy ölçüşmeye kalkıştılar, bundan böyle anlaşamasınlar. Cıva gibi bölünüyor diller. Ademoğlu’na indirilen ilk cezaları düşünürsek (Cennet’ten kovulma, Nuh tufanı, Ninova’nın ya da Lût’un yerlebir edilmesi, vb.), en güçlü, etkisi en kalıcı cezanın bu olduğu tartışma gerektirmiyor:
    Birbirinizi doğru dürüst anlayamayacak, birbirinizle kesin biçimlerde anlaşmaya varamayacaksınız.
  • Babil Kulesi’ni yıkmakla yetinemez miydi Rab? Metne dikkatle bakıyorum: Yıkmaya kalkışmıyor bile. 
    Yıkılsa, yeniden yapılabilirdi. Metne bakıyorum: Yıkılmıyor Babil Kulesi, bırakılıyor.

James JoyceUlysses‘e Enis Batur önsözünden

Tagged with: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı

Jean M. Twenge & W. Keith Campbell – Narsisizm İlleti

Jean M Twenge & W Keith Campbell - Narsisizm Illeti

  • Minneapolis Star Tribüne gazetesindeki bir köşe yazısında Katherine Kertsen, o zamanlar 7 yaşında olan kızının okulda her öğrencinin “[boşluk] özeldir” yazan birer rozet taktığı ve boş yere kendi adlarını yazdıkları bir gün, verdiği tepkiyi anlatmıştı. Kız şöyle yorum yapmış: “Anne, eğer herkes özelse, o zaman kimse özel değil.”
  • Proteus Olgusu: Narsist internet bağımlıları, sadece cilalanmış sahte kişilikler değil bir de -kendi değerlendirmelerine göre- süper kişiliklerle internet sahnesine çıkıyorlar. Yeni akım, “avatar” (yaşayan tanrı) kişiliği. Araştırmacılar, günün büyük bir bölümünü internet başında bu sahte süper kimlikle geçiren kişilerin, normal hayatta da benzer davranışlar sergilediğine işaret ediyorlar ve bu yeni anormal davranışı “Proteus Olgusu” diye adlandırıyorlar.
  • Genelde dergi ve televizyon dünyası bizi baştan çıkarıp aile, dostluk ve hakiki bilgi gibi paha biçilmez değerleri baltalayan sığ bir dünya görüşüne itiyor. Yavaş yavaş sıradan insanlar, karşılarındaki ekranda gördüklerine benzemeye başlıyorlar. İnternet anketimize katılan 57 yaşındaki Chicagolu Suzan, “Medya, altında boşluktan başka bir şey olmayan parlak bir yüzeyden ibaret bir dünya canlandırıyor” diye yazmış. “Ne yazık ki insanlar belki de farkında olmadan, güzel boyanmış ve güzel giyinmiş fakat boş kafalı yaratıklar hâline geliyorlar.”
  • Araştırmacı Stanley ile Danko’nun görüştüğü milyonerler, statü peşinde koşmak yerine, gerçek zenginlik ve bağımsızlığa ulaşmak istiyorlardı. Mevcut narsistik kültürümüz, “Gösteriş yapamadıktan sonra zengin olmanın ne anlamı var?” diye düşünüyor. Ancak pek çok milyoner, servet sahibi olmanın kendilerine özgürlük duygusu, yani zengin görünmenin geçici hazlarından daha ağır basan bir duygu verdiğini söylüyor.
  • “İnsanoğlunun farklı renkte saçları, farklı renkte gözleri var; farklı giyiniyoruz ve farklı yerlerden geliyoruz. Ama aslında, temel düzeyde hepimiz aynıyız.” Dalay Lama
Caravaggio - Narcissus

Caravaggio – Narcissus

Tagged with: , , , , , , , , , , , , , , , ,
Kitaplar kategorisinde yayınlandı
Sayfalar

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 272 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: